<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
		>
<channel>
	<title>Ulusal Köşe Yazarları için yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://emirozturk.wordpress.com/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://emirozturk.wordpress.com</link>
	<description>Haber tektir, yorum çoktur</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 May 2008 09:31:40 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Ne türban, ne baş örtüsü.. Sıkmabaş!.. yazısına ŞERİFE ULUÇAY tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/11/ne-turban-ne-bas-ortusu-sikmabas/#comment-22</link>
		<dc:creator>ŞERİFE ULUÇAY</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 09:31:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/11/ne-turban-ne-bas-ortusu-sikmabas/#comment-22</guid>
		<description>yani hıncal bey sizin adınız da aynı dindarlardan hınç almak anlamına mı geliyor?yanlış anlamayın adınız bana bunu çağrıştırıyor.size bir soru siz hava 40 derece etraf sıcaktan yanıyor.siyasi simge olsun diye hala o başörtüsünü takarmıydınız.başörtüsü bir partisinin semaptizanı olmak için değil yanlız ve yanlız Allah rızası ve emri olduğu için takılır.ama size ve anlamak ismeyene nafile.siz bu konularda hakkımızı yiyerek kul hakkı işlemiş olursunuz.ahrette görüşmek üzere....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yani hıncal bey sizin adınız da aynı dindarlardan hınç almak anlamına mı geliyor?yanlış anlamayın adınız bana bunu çağrıştırıyor.size bir soru siz hava 40 derece etraf sıcaktan yanıyor.siyasi simge olsun diye hala o başörtüsünü takarmıydınız.başörtüsü bir partisinin semaptizanı olmak için değil yanlız ve yanlız Allah rızası ve emri olduğu için takılır.ama size ve anlamak ismeyene nafile.siz bu konularda hakkımızı yiyerek kul hakkı işlemiş olursunuz.ahrette görüşmek üzere&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>`83 yaşında, yaşlı ve hasta İlhan Selçuk` ha! yazısına önder gürbüz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/03/25/83-yasinda-yasli-ve-hasta-ilhan-selcuk-ha/#comment-17</link>
		<dc:creator>önder gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 13:55:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/03/25/83-yasinda-yasli-ve-hasta-ilhan-selcuk-ha/#comment-17</guid>
		<description>24.03.2008

Ben size çay yapayım

Gerilimin tarafı olmamışlarmış. Türkiye toplumsal bir cinnetin eşiğinde. Haber 
bültenlerinde yer alan şiddet, kin ve nefret son senelerde arttı mı artmadı mı? 
  

—       Bir yandan etnik bölücülük, öte yandan din istismarı. Hele artan işsizlik ve buna bağlı sosyoekonomik sorunlar tüm bunların üstüne tuz, biber ekmekte, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık! 
—       Türkiye’nin saygın bir gazetecisi ve İstanbul Üniversitesi gibi saygın bir kuruluşun eski rektörü sabahın köründe tutuklanabiliyor, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
—      Türkiye iç siyasetini AB’ye, diş siyasetini ABD’ye bağlayarak gittikçe bir sömürge izlenimi verirken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık! 
—       İç ve diş borçlanma artarken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!
—       Gençler perspektifsizlikten çaresizken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık! 
—      İnsanlar yarın faturaları, kirayı, yiyecek ekmeği nasıl ödeyeceğiz diye düşünürken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!

Önder Gürbüz
www.gurbuz.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>24.03.2008</p>
<p>Ben size çay yapayım</p>
<p>Gerilimin tarafı olmamışlarmış. Türkiye toplumsal bir cinnetin eşiğinde. Haber<br />
bültenlerinde yer alan şiddet, kin ve nefret son senelerde arttı mı artmadı mı? </p>
<p>—       Bir yandan etnik bölücülük, öte yandan din istismarı. Hele artan işsizlik ve buna bağlı sosyoekonomik sorunlar tüm bunların üstüne tuz, biber ekmekte, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!<br />
—       Türkiye’nin saygın bir gazetecisi ve İstanbul Üniversitesi gibi saygın bir kuruluşun eski rektörü sabahın köründe tutuklanabiliyor, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!<br />
—      Türkiye iç siyasetini AB’ye, diş siyasetini ABD’ye bağlayarak gittikçe bir sömürge izlenimi verirken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!<br />
—       İç ve diş borçlanma artarken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!<br />
—       Gençler perspektifsizlikten çaresizken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!<br />
—      İnsanlar yarın faturaları, kirayı, yiyecek ekmeği nasıl ödeyeceğiz diye düşünürken, RTE ve Türkiyeliler için ortalık gülük gülistanlık!</p>
<p>Önder Gürbüz<br />
<a href="http://www.gurbuz.net" rel="nofollow">http://www.gurbuz.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>PKK konusunda &#8216;çözüm&#8217; hiç de yakın görünmüyor&#8230; yazısına Önder Gürbüz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/07/pkk-konusunda-cozum-hic-de-yakin-gorunmuyor/#comment-16</link>
		<dc:creator>Önder Gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2008 18:59:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/07/pkk-konusunda-cozum-hic-de-yakin-gorunmuyor/#comment-16</guid>
		<description>19.03.2007

Ben demokrat değilim! yazimin devamı niteliğindedir

Nemesis, Asala, PKK, ılımlı İslam, ???

Nerede kalmıştık?

Kafalar karışık, konular bulanık, hava pusulu idi. Maalesef durumda bir değişiklik yok. Doğru ya; AKP’nin, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinden bahis ediyorduk.

Bunun için tarihte biraz geriye gitmemiz lazım. Tarih sayfalarını karıştırmadan önce bir tespitte bulunmak istiyorum. Bu tespitin nedeni kesinlikle yanlış anlaşılmak istemediğim içindir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını oluşturan insanlar, daha öncede belirttiğim gibi, benim insanımdır. Hiç bir şekilde ırk, dil, din ayrımı gözetemem. Çünkü bizler bu toprakların insanıyız. Hani okyanusun üstünde yol alan bir gemide bulunan insanlar misali. Bu gemi batarsa hepimizin sonu olur. Ölen, ölür kurtulan sağlar bizimdir diyemem!    

Bu tespitten sonra adalet tanımayan partinin muhtemelen hangi oyunların ve kimlerin maşası haline geldiğine geçelim. 

Ben 13 yaşımdan beri siyaset ve tarih ile yakından ilgili bir insanım ve ömrümün çok büyük bölümünü Avrupa’da geçirdim. Sanırım bu insanların “ciğerlerini” biliyorum desem yalan olmaz. Sıralayacağım isimler, yerler ve olayları ayrıntılı bir şekilde ele almam bu makalenin sınırlarını zorlar. Eğer ilgileniyorsanız araştırmanızı öneririm.  

Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan insanlar kayıtsız şartsız şu olgunun bilincine varmalı:

Batı, yani AB(D) ‘nin politikalarında istikrar, devamlılık, menfaat bazında ilişkiler, alternatifler ile oynama ve para dolayısıyla güç esastır. Bizler önümüzdeki belirli bir zaman birimi için hedefler saptarken, batı onlarca yıl sonrasını belirler ve zamanı geldikçe bu hedeflerini uygulamaya koyar.

“…İleride dara düşüp bize yardım için geldiğinizde, burada reddettiğiniz her şeyi, cebimden çıkartıp önünüze koyacağım…” 
                                                                                                                  Lord Curzon

Batı, Lozan anlaşmasını hiç bir zaman hazmetti. Bu Türklere özgü bir paranoya değil, maalesef bir gerçektir. Hiç kendinize sordunuz mu, Azınlık hakları nedir diye?

Bizim kültürümüzde, dinimizin ümmet anlayışından dolayı olmayan ama batının hayat anlayışının temel taşlarından biri olan bu kavram tarihten gelen karşılıklı ihlaller yüzünden ilk kez 1815 viyana milletlerarası insan hakları anlaşması ile ele alınmıştır. Daha önceki yazılarımda da değinmiştim, batı kendine göre doğru olan anlayışları zorla kabul ettirmeye çalışır diye. Konuyu fazla dağıtmamak için kısa keseceğim. Azınlık hakları, temcit pilavı gibi önümüze konmaktadır. Bu olmayan bir anlayışı yaratma çabalarıdır. AKP bu konuda nasıl bir tutum içersindedir?

—      1920 Sevres Türkiye’yi paylaşma antlaşmalarında sadece biridir ama günümüze kadar gelebilmiş bir plandır. Üniter yönetim, yerini federal bir yönetim biçimine bırakmalı ve federasyon etnik ayrılığa dayalı olmalıydı. Son zamanlarda yükselen sesler neyi istiyorlar? Federasyonu! Devam edelim, Sevr bir anlaşmadan çok bir arzunun dile getirmesidir. Osmanlı bünyesinden 25 civarında devlet türemiştir. Bunlardan batı için gerçekten önem arz eden “bağımsız” bir Kürt devletidir. Paylaşım planlarına baktığınızda özellikle Fransa’nın ve İngiltere’nin hangi bölgeler ile ilgilendiği ve nedenleri ilgi çekicidir. 
—      Cumhuriyet isyanları, burada dikkat edilmesi gereken isyanın kimin tarafından çıkarıldığı değil kimler tarafından desteklenip körüklendiğidir. Birçok somut kanıt mevcuttur. Yine başrolleri Fransa (Ermenileri) ve İngiltere (Arapları ve Kürtleri) oynamaktadır (bkz. Binbaşı Noel ve Lawrence) . Fransa ve ermeni soykırım iddiasını tanıma gibi. Bu çıkarlar yumağı tarihten günümüze kadar gelmektedir. 
—      Batının tarihinden, günümüze Türklere bakış açışı.   
—      Yine günümüze kadar gelebilmiş bir görüş: 
Türkler ne Avrupalaşabildiler ne Asyalaşabildiler. Türkler ırkları soylarına göre değil dinlerine göre ayırırlar. Şiddetle karşı çıktığım bir uygulama anlayışı, bunu Avrupa’da şuan yaşıyoruz  -  ulusal potada eritebilmek! 
—      Baltaliman antlaşması. Bkz. Günümüzün özelleştirme uygulamalarına. Sata, sata bitiremediler. Bu anlayış şüphesiz Türkiye’nin lehine değildir.   
—      Sykes – Picot anlaşması. 
—      Osmanlının Arap yarımadasındaki egemenliği ve bu egemenlikten ilerde doğabilecek Petrol sömürüsü. Günümüzde Güneydoğu Anadolu suyu! Yani Fırat ve Dicle nehirlerindeki suyu elde edebilmek için etnik koz yine kullanılmaktadır. 
—      İkinci dünya savaşından1965’e kadar batı Lozan anlaşması ile güvence altına alınan üniter yapıyı sorgulamamıştır. 
—      1965’den sonra Amerika Birleşik Devleti Lord Curzon sözlerini &quot;anımsayarak&quot; Türkiye’ye karşı politikasını değiştirmiştir. 
Devam edecek

Önder Gürbüz
www.gurbuz.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>19.03.2007</p>
<p>Ben demokrat değilim! yazimin devamı niteliğindedir</p>
<p>Nemesis, Asala, PKK, ılımlı İslam, ???</p>
<p>Nerede kalmıştık?</p>
<p>Kafalar karışık, konular bulanık, hava pusulu idi. Maalesef durumda bir değişiklik yok. Doğru ya; AKP’nin, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinden bahis ediyorduk.</p>
<p>Bunun için tarihte biraz geriye gitmemiz lazım. Tarih sayfalarını karıştırmadan önce bir tespitte bulunmak istiyorum. Bu tespitin nedeni kesinlikle yanlış anlaşılmak istemediğim içindir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını oluşturan insanlar, daha öncede belirttiğim gibi, benim insanımdır. Hiç bir şekilde ırk, dil, din ayrımı gözetemem. Çünkü bizler bu toprakların insanıyız. Hani okyanusun üstünde yol alan bir gemide bulunan insanlar misali. Bu gemi batarsa hepimizin sonu olur. Ölen, ölür kurtulan sağlar bizimdir diyemem!    </p>
<p>Bu tespitten sonra adalet tanımayan partinin muhtemelen hangi oyunların ve kimlerin maşası haline geldiğine geçelim. </p>
<p>Ben 13 yaşımdan beri siyaset ve tarih ile yakından ilgili bir insanım ve ömrümün çok büyük bölümünü Avrupa’da geçirdim. Sanırım bu insanların “ciğerlerini” biliyorum desem yalan olmaz. Sıralayacağım isimler, yerler ve olayları ayrıntılı bir şekilde ele almam bu makalenin sınırlarını zorlar. Eğer ilgileniyorsanız araştırmanızı öneririm.  </p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan insanlar kayıtsız şartsız şu olgunun bilincine varmalı:</p>
<p>Batı, yani AB(D) ‘nin politikalarında istikrar, devamlılık, menfaat bazında ilişkiler, alternatifler ile oynama ve para dolayısıyla güç esastır. Bizler önümüzdeki belirli bir zaman birimi için hedefler saptarken, batı onlarca yıl sonrasını belirler ve zamanı geldikçe bu hedeflerini uygulamaya koyar.</p>
<p>“…İleride dara düşüp bize yardım için geldiğinizde, burada reddettiğiniz her şeyi, cebimden çıkartıp önünüze koyacağım…”<br />
                                                                                                                  Lord Curzon</p>
<p>Batı, Lozan anlaşmasını hiç bir zaman hazmetti. Bu Türklere özgü bir paranoya değil, maalesef bir gerçektir. Hiç kendinize sordunuz mu, Azınlık hakları nedir diye?</p>
<p>Bizim kültürümüzde, dinimizin ümmet anlayışından dolayı olmayan ama batının hayat anlayışının temel taşlarından biri olan bu kavram tarihten gelen karşılıklı ihlaller yüzünden ilk kez 1815 viyana milletlerarası insan hakları anlaşması ile ele alınmıştır. Daha önceki yazılarımda da değinmiştim, batı kendine göre doğru olan anlayışları zorla kabul ettirmeye çalışır diye. Konuyu fazla dağıtmamak için kısa keseceğim. Azınlık hakları, temcit pilavı gibi önümüze konmaktadır. Bu olmayan bir anlayışı yaratma çabalarıdır. AKP bu konuda nasıl bir tutum içersindedir?</p>
<p>—      1920 Sevres Türkiye’yi paylaşma antlaşmalarında sadece biridir ama günümüze kadar gelebilmiş bir plandır. Üniter yönetim, yerini federal bir yönetim biçimine bırakmalı ve federasyon etnik ayrılığa dayalı olmalıydı. Son zamanlarda yükselen sesler neyi istiyorlar? Federasyonu! Devam edelim, Sevr bir anlaşmadan çok bir arzunun dile getirmesidir. Osmanlı bünyesinden 25 civarında devlet türemiştir. Bunlardan batı için gerçekten önem arz eden “bağımsız” bir Kürt devletidir. Paylaşım planlarına baktığınızda özellikle Fransa’nın ve İngiltere’nin hangi bölgeler ile ilgilendiği ve nedenleri ilgi çekicidir.<br />
—      Cumhuriyet isyanları, burada dikkat edilmesi gereken isyanın kimin tarafından çıkarıldığı değil kimler tarafından desteklenip körüklendiğidir. Birçok somut kanıt mevcuttur. Yine başrolleri Fransa (Ermenileri) ve İngiltere (Arapları ve Kürtleri) oynamaktadır (bkz. Binbaşı Noel ve Lawrence) . Fransa ve ermeni soykırım iddiasını tanıma gibi. Bu çıkarlar yumağı tarihten günümüze kadar gelmektedir.<br />
—      Batının tarihinden, günümüze Türklere bakış açışı.<br />
—      Yine günümüze kadar gelebilmiş bir görüş:<br />
Türkler ne Avrupalaşabildiler ne Asyalaşabildiler. Türkler ırkları soylarına göre değil dinlerine göre ayırırlar. Şiddetle karşı çıktığım bir uygulama anlayışı, bunu Avrupa’da şuan yaşıyoruz  &#8211;  ulusal potada eritebilmek!<br />
—      Baltaliman antlaşması. Bkz. Günümüzün özelleştirme uygulamalarına. Sata, sata bitiremediler. Bu anlayış şüphesiz Türkiye’nin lehine değildir.<br />
—      Sykes – Picot anlaşması.<br />
—      Osmanlının Arap yarımadasındaki egemenliği ve bu egemenlikten ilerde doğabilecek Petrol sömürüsü. Günümüzde Güneydoğu Anadolu suyu! Yani Fırat ve Dicle nehirlerindeki suyu elde edebilmek için etnik koz yine kullanılmaktadır.<br />
—      İkinci dünya savaşından1965’e kadar batı Lozan anlaşması ile güvence altına alınan üniter yapıyı sorgulamamıştır.<br />
—      1965’den sonra Amerika Birleşik Devleti Lord Curzon sözlerini &#8220;anımsayarak&#8221; Türkiye’ye karşı politikasını değiştirmiştir.<br />
Devam edecek</p>
<p>Önder Gürbüz<br />
<a href="http://www.gurbuz.net" rel="nofollow">http://www.gurbuz.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>“Bir Türk&#8217;ü öldür sonra dinlen” yazısına önder gürbüz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/03/12/%e2%80%9cbir-turku-oldur-sonra-dinlen%e2%80%9d/#comment-15</link>
		<dc:creator>önder gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Mar 2008 09:33:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/03/12/%e2%80%9cbir-turku-oldur-sonra-dinlen%e2%80%9d/#comment-15</guid>
		<description>19.03.2007

Ben demokrat değilim!

Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam. 

Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:

— Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa… 
— Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa… 
— Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…  
— Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük - özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse… 
AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.     

Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…  
Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye. 
Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…

                                                    *

RTE, devlet böyle yönetilemez! 
Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez! 
Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor. 
  
RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız: 
Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye. 
-          Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!! 
-          “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile… 
-          Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!? 
-          Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!? 
-          AB üyeliği!? 
-          Borsa, balon… 
Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.

Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI. Sözüm ona istikrar adı altında, ekonomi hesaplayabildiği bir siyasi çizgiden dolayı menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. İşsizlik aldı başını gidiyor. Küçük esnaf can çekişiyor. Gençlere istikbal nerede??? İş, aş, nitelikli bir eğitim ile uluslararası rekabet imkânı nerede?  Milletin orasıyla burasıyla uğraşacağınıza gençlere bir gelecek verin! Yalnızca Allah rızkını da veriri ile olmuyor!

Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.

Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???

Ne değişti?

Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri. 

Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayretindedir. 

Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiçbir şekilde demokrasi ile bağdaşmayan bir tutumdur. Bu davranış biçiminden hemen vazgeçilmelidir. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum “laikler demokrasiyi engelliyorlar” oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır! 

Siz olsanız nasıl yorumlardınız:

RTE, AK Parti Çanakkale İl Teşkilatı tarafından Kolin Otel&#039;de düzenlenen yemekli toplantıda yaptığı konuşmada, &#039;&#039;İşte bu toprakları vatan yapmak için şehit oldular. Kolay değil, hep konuşulur; olur mu olmaz mı... Olur kardeşim olur, &#039;İmandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.&#039; Seyit Onbaşı&#039;yı Seyit Onbaşı yapan odur. O mermiyi ona kaldırma gücü veren odur. Hadi inkar etsinler bunu. Herhalde buna da &#039;laikliğe aykırıdır&#039; demezler. Her 18 Mart&#039;ta buraya geldiğimizde Seyyit Onbaşı&#039;nın o mermiyi namluya yerleştirişini işliyoruz. Onunla hep beraber komuta kademesinden ta eratına kadar kendimize yeni bir güç devşiriyoruz. Bu bizim doğal hakkımız. Bunu kimse bir yerlere çekmemeli, çekemez.&#039;&#039;

Seyit Onbaşı &gt; iman gücü nasıl bir ilişkilendirme bu? Ne alaka?

Kaldırmaya gücü yetmeyen imansız mı? İnsanların imanlı olup olmadığı AKP tarafından mı belirleniyor? Rabim seni, beni, bizleri bilmiyor mu, bir aracıya ihtiyacı mı var? 

RTE, siz ve partiniz artık ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin bir nevi gözetim altındasınız! Çünkü alakası olmasa da sizler, evirip çevirip olayları din ekseninde yorumluyorsunuz. Eskisi gibi gizli saklı konuşamıyorsunuz!!!!!!!!!!! 

Zihniyet aynı, söylem aynı. Sizler ne demokrasiyi, ne hukuku nede laikliği içinize sindirememişsiniz. Eğer sindirmiş olsaydınız son günlerde yaşadıklarımıza şahit olmazdık. Önemli olan sizin gibi düşünenlerin bunu sindirip, sindiremediği değil. Hayal ettiğiniz “İslam Cumhuriyeti” hedefine ulaşma uğrunda verdiğiniz zarardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi ve yasal bir partisi gibi bu cumhuriyetin kazanımlarını, içersinde yaşayan insanların menfaatlerini gözetmediğiniz aşikârdır. Vahim olan, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinizdir. 

Önder Gürbüz
www.gurbuz.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>19.03.2007</p>
<p>Ben demokrat değilim!</p>
<p>Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam. </p>
<p>Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:</p>
<p>— Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa…<br />
— Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa…<br />
— Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…<br />
— Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük &#8211; özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse…<br />
AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.     </p>
<p>Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…<br />
Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.<br />
Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…</p>
<p>                                                    *</p>
<p>RTE, devlet böyle yönetilemez!<br />
Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez!<br />
Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor. </p>
<p>RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:<br />
Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.<br />
-          Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!!<br />
-          “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile…<br />
-          Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!?<br />
-          Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!?<br />
-          AB üyeliği!?<br />
-          Borsa, balon…<br />
Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.</p>
<p>Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI. Sözüm ona istikrar adı altında, ekonomi hesaplayabildiği bir siyasi çizgiden dolayı menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. İşsizlik aldı başını gidiyor. Küçük esnaf can çekişiyor. Gençlere istikbal nerede??? İş, aş, nitelikli bir eğitim ile uluslararası rekabet imkânı nerede?  Milletin orasıyla burasıyla uğraşacağınıza gençlere bir gelecek verin! Yalnızca Allah rızkını da veriri ile olmuyor!</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.</p>
<p>Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???</p>
<p>Ne değişti?</p>
<p>Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri. </p>
<p>Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayretindedir. </p>
<p>Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiçbir şekilde demokrasi ile bağdaşmayan bir tutumdur. Bu davranış biçiminden hemen vazgeçilmelidir. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum “laikler demokrasiyi engelliyorlar” oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır! </p>
<p>Siz olsanız nasıl yorumlardınız:</p>
<p>RTE, AK Parti Çanakkale İl Teşkilatı tarafından Kolin Otel&#8217;de düzenlenen yemekli toplantıda yaptığı konuşmada, &#8221;İşte bu toprakları vatan yapmak için şehit oldular. Kolay değil, hep konuşulur; olur mu olmaz mı&#8230; Olur kardeşim olur, &#8216;İmandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.&#8217; Seyit Onbaşı&#8217;yı Seyit Onbaşı yapan odur. O mermiyi ona kaldırma gücü veren odur. Hadi inkar etsinler bunu. Herhalde buna da &#8216;laikliğe aykırıdır&#8217; demezler. Her 18 Mart&#8217;ta buraya geldiğimizde Seyyit Onbaşı&#8217;nın o mermiyi namluya yerleştirişini işliyoruz. Onunla hep beraber komuta kademesinden ta eratına kadar kendimize yeni bir güç devşiriyoruz. Bu bizim doğal hakkımız. Bunu kimse bir yerlere çekmemeli, çekemez.&#8221;</p>
<p>Seyit Onbaşı &gt; iman gücü nasıl bir ilişkilendirme bu? Ne alaka?</p>
<p>Kaldırmaya gücü yetmeyen imansız mı? İnsanların imanlı olup olmadığı AKP tarafından mı belirleniyor? Rabim seni, beni, bizleri bilmiyor mu, bir aracıya ihtiyacı mı var? </p>
<p>RTE, siz ve partiniz artık ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin bir nevi gözetim altındasınız! Çünkü alakası olmasa da sizler, evirip çevirip olayları din ekseninde yorumluyorsunuz. Eskisi gibi gizli saklı konuşamıyorsunuz!!!!!!!!!!! </p>
<p>Zihniyet aynı, söylem aynı. Sizler ne demokrasiyi, ne hukuku nede laikliği içinize sindirememişsiniz. Eğer sindirmiş olsaydınız son günlerde yaşadıklarımıza şahit olmazdık. Önemli olan sizin gibi düşünenlerin bunu sindirip, sindiremediği değil. Hayal ettiğiniz “İslam Cumhuriyeti” hedefine ulaşma uğrunda verdiğiniz zarardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi ve yasal bir partisi gibi bu cumhuriyetin kazanımlarını, içersinde yaşayan insanların menfaatlerini gözetmediğiniz aşikârdır. Vahim olan, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinizdir. </p>
<p>Önder Gürbüz<br />
<a href="http://www.gurbuz.net" rel="nofollow">http://www.gurbuz.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Türban&#8230; Baykal´ın ipiyle kuyuya inilmez yazısına önder gürbüz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/01/29/turban-baykal%c2%b4in-ipiyle-kuyuya-inilmez/#comment-14</link>
		<dc:creator>önder gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Mar 2008 07:14:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/01/29/turban-baykal%c2%b4in-ipiyle-kuyuya-inilmez/#comment-14</guid>
		<description>19.03.2007

Ben demokrat değilim!

Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam. 

Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:

— Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa… 
— Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa… 
— Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…  
— Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük - özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse… 
AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.     

Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…  

Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.

Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…

RTE, devlet böyle yönetilemez!

Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez! 

Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor. 

RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:

Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.

-          Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!! 
-          “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile… 
-          Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!? 
-          Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!? 
-          AB üyeliği!? 
-          Borsa, balon… 
Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.

Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI…

Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.

Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???

Ne değişti?

Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri. 

Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayesindedir. 
Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiç de hoş olmayan bir davranış. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum iste laikler demokrasiyi istemiyor oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır! 
Devam edecek.

www.gurbuz.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>19.03.2007</p>
<p>Ben demokrat değilim!</p>
<p>Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam. </p>
<p>Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:</p>
<p>— Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa…<br />
— Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa…<br />
— Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…<br />
— Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük &#8211; özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse…<br />
AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.     </p>
<p>Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…  </p>
<p>Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.</p>
<p>Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…</p>
<p>RTE, devlet böyle yönetilemez!</p>
<p>Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez! </p>
<p>Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor. </p>
<p>RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:</p>
<p>Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.</p>
<p>-          Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!!<br />
-          “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile…<br />
-          Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!?<br />
-          Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!?<br />
-          AB üyeliği!?<br />
-          Borsa, balon…<br />
Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.</p>
<p>Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI…</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.</p>
<p>Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???</p>
<p>Ne değişti?</p>
<p>Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri. </p>
<p>Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayesindedir.<br />
Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiç de hoş olmayan bir davranış. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum iste laikler demokrasiyi istemiyor oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır!<br />
Devam edecek.</p>
<p><a href="http://www.gurbuz.net" rel="nofollow">http://www.gurbuz.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Halk arasında türban yazısına Önder Gürbüz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/03/06/halk-arasinda-turban/#comment-13</link>
		<dc:creator>Önder Gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 09:48:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/03/06/halk-arasinda-turban/#comment-13</guid>
		<description>03.03.2008

Tersi - Yüzü

İki haftadan beri 32. Gün programını izliyorum. Üniversite örgencilerinin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Edindiğim izlenim Internet araştırmalarımla örtüşüyor. Ne demek istediğimi izah etmeden önce sizleri bir kavramla tanıştırmak istiyorum. Mesleğimden olmayanlar pek bilemezler.

Backdoor 

Bazıları da Trapdoor der. Arka kapı anlamında. Bilgi işlem hizmetlerinde kullanılır ve bir sorun yaşandığında güvenlik sistemlerinden etkilenmeden sorunu gidermeye yarar. Bunu size neden anlattığımı anlamamışsınızdır sanırım. İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz başlıklı yazımda dini simgelerin neden kamuda ve eğitimde yer almaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Şu bir gerçek ki Türkiye’miz de tam bir kavram kargaşası yaşanıyor. Bunun bilince varmam uzun sürmedi. Benim için ak olan senin için kara oluyor. Ben diyorum Mersine, sen anlıyorsun tersine. Arkadaşlar, dil insanlar arasındaki iletişimin temelidir. Yazı dili kelime dağarcığı zenginliği ister. Güzellik ve estetik ister. Söylenen söz için de aynı kurallar geçerlidir. Maalesef Türkçemizde birçok kelimenin birden fazla anlamı var ve bu yüzden isteyen, istediğini anlamak isteği şekilde anlıyor. Bir örnek vermek gerekirse:

Dünkü haberlerde RTE, bizler yani laikler için  “…başı örtüsünün olduğu yerde biz yok’uz…” diyormuşuz diye bir idda da bulunmuş. Bak şimdi. Olsa, olsa “siyasal simge Türbanın olduğu yerde yok’uz” deriz, öyle değil mi? Türban, başı örtüsüyle bir tutulur mu? Aslında tutulur, iki’si de başı örtmeye yarar. 

Başı örtüsü hep vardı. Türbanın bağlama şekli farklı. Ve bu Türbanı yaratanlar kutsal dinimizi siyasal amaçlı kullanmak isteyenlerdir. Yoksa daha önceden Türban (şu an ki bağlama şekli ile) vardı da bizler mi bilmiyorduk? Dolayısıyla Türban bir siyasal simgedir. 

Konuyu fazla dağıtmadan ister laikler, ister siyasal İslamcılar olsun şu mutabakata varabilir miyiz?

Kutsal dinimizin toplumsal ve bireysel yaşamı düzenleyen kuralları var mıdır?  

Sanırım iki tarafta vardır demesi lazım. O halde laik bir devlet düzeninin de toplumsal ve bireysel yaşamı düzenleyen kuralları var mıdır? Vardır!

Laiklik, geniş manası ile de hürriyetlerin en kutsalı olan düşünce hürriyetine devletin tarafsız bir davranış içinde olarak saygı göstermesidir. Dinin şahsî ve siyasî yararlar uğruna sömürülmesini önlemektir.

Ben elhamdülillah Müslüman bir ananın ve babanın evladıyım. Buna rağmen kendime şu soruyu sormadan edemiyorum:

Bir Müslüman dünyevi kurallara aykırı hareket edebilir mi? 

Kanımca kayıtsız şartsız: Hayır 

Konusu : Sosyal Hayat
İçeriği : SOSYAL DÜZEN KURALLARI
Başlığı :

Toplu halde, belirli düzen ve kurallara uyarak yaşama, sadece insana mahsus bir kabiliyet ve ihtiyaç olmayıp bütün canlılar için söz konusudur. Son dönemlerde yapılan araştırmalar, hayvanların da ihtiyaç, şart ve fıtratlarına uygun biçimde çeşitli gruplar oluşturdukları ve bu birlikteliği belli kurallara bağladıkları, aykırı davrananlara bazı yaptırımlar uyguladıkları, aynı hususun bitkiler için de geçerli olup bu konunun yeni bir bilim dalı olan “bitki Sosyolojisi”nin alanını teşkil ettiği bilinmektedir. Bununla birlikte sosyal hayata en yatkın olan ve buna en çok ihtiyacı bulunan varlığın da insan olduğu açıktır. İşte, sosyal düzen kuralları bu tabii ihtiyacı en iyi şekilde karşılamaya ve birlikte yaşamayı çekilmez olmaktan çıkarıp anlamlı kılmaya yönelik önlemlerdir. Din, ahlâk ve hukuk kuralları da bir yönüyle sosyal hayatı düzene koymayı, insanların birbirlerine zarar vermeden hatta destek olarak yaşamasını ve neticede birlikte yaşamayı güzelleştirmeyi hedeflerler. 

Sosyal düzen kurallarının önemli bir kısmını görgü kuralları (âdâb-ı muâşeret) denilen birlikte yaşama sanatı oluşturur. Ahlâk ilmiyle ve kurallarıyla da iç içe olan bu kurallar, bireyin benliğine yerleşen iyi huydan ve iyiyi kötüden ayırıp onu iyiye yönlendiren melekeden (edep) beslenir; beğeni, takdir ve kınanıp ayıplanma şeklinde toplumsal yaptırımla da desteklenir. Netice itibariyle toplum halinde yaşamanın yazılı olmayan ana-yasasını oluşturur, insan olmanın nezaketini hatta kişinin kendine saygısını temsil eder. 

İslâm dininin özünü iman esaslarının, ana unsurunu da ibadetlerin teşkil ettiği doğrudur, fakat dindarlık bunlardan ibaret değildir. Dindarlık, yaratana kulluk, yaratılana şefkat ve saygı, hiçbir canlının hakkını ihlâl etmeden, hiçbir kalbi incitmeden hak ve istikamet üzere yaşama demektir. Bireysel huzur, güven ve mutluluk için de toplumsal sükûn ve barış için de bu gereklidir. Din ve dindarlık öyle anlaşılmaz ve uygulanmazsa, ortaya kaba, hoyrat ve bencil bir dindar tipi ön plana çıkar; cahil kesimler de dini böyle algılar ve dinden uzakla-şırlar. Genel ahlâk, âdâb, görgü ve nezaket kuralları insanlara dini hoş göstermek için değil, dinin ve din-darlığın tabii gereği olduğu için benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Böyle olduğu için de ahlâk ve âdâb dinî kültürümüzde vazgeçilmez bir öneme sahip olmuş, dinî hayatımızın ve eğitimimizin ayrılmaz bir parçasını teş-kil etmiştir. Âdâb-ı muâşereti öğrenmenin farz-ı ayın sayılması da bu sebepledir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 29). Ahlâk ve âdâb grubunu teşkil eden değer ve kurallar doğal ve sosyal çevrenin korunmasında da etkin, yapıcı ve uyarıcı bir role sahip olup bu alandaki diğer çabalara güçlü bir destek sağlar. 

Âdâb, görgü ve sosyal düzen kurallarının özü ve mahiyeti aynı olmakla birlikte biçim ve şekilleri toplumdan topluma değişebilir, kültür ve gelenek farklılıklarına tâbi olarak farklılık gösterebilir. Bunlar arasında trafik kuralları, genel sağlık ve koruyucu hekimlik kuralları gibi oldukça evrensel nitelikte olanlar da toplantı, sohbet, toplu ibadet, ziyafet, toplu taşıma araçlarında seyahat gibi mahallî karakteri ağır basanlar da bulunabilir. Bu tür sosyal düzen kurallarına uymak, toplu halde yaşamanın ve başkalarına saygılı davranmanın tabii gereği olduğu gibi dinin genel ilke ve amaçları-nın, büyüklere saygı ve küçüklere sevginin, toplum düzenini ve kul hakkını ihlâl yasağının da gereğidir. Toplumsal düzeni bozucu, insanların birlikte ve güven içinde yaşamasını güçleştirici, toplumsal kargaşa ve bozgunculuğa yol açıcı davranışlar dinî literatürde fitne ve fesat terimleriyle ifade edilir ve şiddetle kınanır. Yoldan geçenlere eziyet veren olumsuz bir durumun giderilmesinin imandan bir parça sayıldığı, ağaçtaki kuş yuvasının bozulmasının insanlığa aykırı görüldüğü, baş-kalarını rahatsız eden bir kıyafet ve koku ile camiye ve toplum içine girilmesinin kınandığı düşünülürse, İslâm dininde sosyal düzeni sağlayıcı kurallara uymanın ibadet ölçüsünde değerli sayıldığı kolayca anlaşılır. Böyle olunca Müslümanların trafik kuralları, genel sağlık kuralları, toplu seyahat araçlarında geçerli nezaket kuralları, cami, okul, salon, otel, lokanta, cadde gibi umuma açık yerlerde söz konusu olan görgü kuralları gibi birlikte yaşamanın tabii gerekleri olan sosyal düzen kurallarına uyma hususunda da âzami titizliği göstermesi gerekir. Bu tür bir uyum, onun dininin ve dindarlığının da, toplum içinde birey olma konum ve sorumluluğunun da tabii gereğidir. 
Bkz. Diyanet 
  

…Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir…  
                                                                                           Mustafa Kemal Atatürk 
Peki, niye Mâ’ûn Sûresinin 6 . Ayetinde ve ENFÂL Sûresi ne aykırı olduğu halde gösteriş olsun diye dışa vurum oluyor? Samimi Müslüman kardeşlerimde benimle ayni fikirde olduklarına inanıyorum. O halde gerçek bir Müslüman’ın gösteriş yapmaya ihtiyacı var mıdır?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>03.03.2008</p>
<p>Tersi &#8211; Yüzü</p>
<p>İki haftadan beri 32. Gün programını izliyorum. Üniversite örgencilerinin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Edindiğim izlenim Internet araştırmalarımla örtüşüyor. Ne demek istediğimi izah etmeden önce sizleri bir kavramla tanıştırmak istiyorum. Mesleğimden olmayanlar pek bilemezler.</p>
<p>Backdoor </p>
<p>Bazıları da Trapdoor der. Arka kapı anlamında. Bilgi işlem hizmetlerinde kullanılır ve bir sorun yaşandığında güvenlik sistemlerinden etkilenmeden sorunu gidermeye yarar. Bunu size neden anlattığımı anlamamışsınızdır sanırım. İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz başlıklı yazımda dini simgelerin neden kamuda ve eğitimde yer almaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Şu bir gerçek ki Türkiye’miz de tam bir kavram kargaşası yaşanıyor. Bunun bilince varmam uzun sürmedi. Benim için ak olan senin için kara oluyor. Ben diyorum Mersine, sen anlıyorsun tersine. Arkadaşlar, dil insanlar arasındaki iletişimin temelidir. Yazı dili kelime dağarcığı zenginliği ister. Güzellik ve estetik ister. Söylenen söz için de aynı kurallar geçerlidir. Maalesef Türkçemizde birçok kelimenin birden fazla anlamı var ve bu yüzden isteyen, istediğini anlamak isteği şekilde anlıyor. Bir örnek vermek gerekirse:</p>
<p>Dünkü haberlerde RTE, bizler yani laikler için  “…başı örtüsünün olduğu yerde biz yok’uz…” diyormuşuz diye bir idda da bulunmuş. Bak şimdi. Olsa, olsa “siyasal simge Türbanın olduğu yerde yok’uz” deriz, öyle değil mi? Türban, başı örtüsüyle bir tutulur mu? Aslında tutulur, iki’si de başı örtmeye yarar. </p>
<p>Başı örtüsü hep vardı. Türbanın bağlama şekli farklı. Ve bu Türbanı yaratanlar kutsal dinimizi siyasal amaçlı kullanmak isteyenlerdir. Yoksa daha önceden Türban (şu an ki bağlama şekli ile) vardı da bizler mi bilmiyorduk? Dolayısıyla Türban bir siyasal simgedir. </p>
<p>Konuyu fazla dağıtmadan ister laikler, ister siyasal İslamcılar olsun şu mutabakata varabilir miyiz?</p>
<p>Kutsal dinimizin toplumsal ve bireysel yaşamı düzenleyen kuralları var mıdır?  </p>
<p>Sanırım iki tarafta vardır demesi lazım. O halde laik bir devlet düzeninin de toplumsal ve bireysel yaşamı düzenleyen kuralları var mıdır? Vardır!</p>
<p>Laiklik, geniş manası ile de hürriyetlerin en kutsalı olan düşünce hürriyetine devletin tarafsız bir davranış içinde olarak saygı göstermesidir. Dinin şahsî ve siyasî yararlar uğruna sömürülmesini önlemektir.</p>
<p>Ben elhamdülillah Müslüman bir ananın ve babanın evladıyım. Buna rağmen kendime şu soruyu sormadan edemiyorum:</p>
<p>Bir Müslüman dünyevi kurallara aykırı hareket edebilir mi? </p>
<p>Kanımca kayıtsız şartsız: Hayır </p>
<p>Konusu : Sosyal Hayat<br />
İçeriği : SOSYAL DÜZEN KURALLARI<br />
Başlığı :</p>
<p>Toplu halde, belirli düzen ve kurallara uyarak yaşama, sadece insana mahsus bir kabiliyet ve ihtiyaç olmayıp bütün canlılar için söz konusudur. Son dönemlerde yapılan araştırmalar, hayvanların da ihtiyaç, şart ve fıtratlarına uygun biçimde çeşitli gruplar oluşturdukları ve bu birlikteliği belli kurallara bağladıkları, aykırı davrananlara bazı yaptırımlar uyguladıkları, aynı hususun bitkiler için de geçerli olup bu konunun yeni bir bilim dalı olan “bitki Sosyolojisi”nin alanını teşkil ettiği bilinmektedir. Bununla birlikte sosyal hayata en yatkın olan ve buna en çok ihtiyacı bulunan varlığın da insan olduğu açıktır. İşte, sosyal düzen kuralları bu tabii ihtiyacı en iyi şekilde karşılamaya ve birlikte yaşamayı çekilmez olmaktan çıkarıp anlamlı kılmaya yönelik önlemlerdir. Din, ahlâk ve hukuk kuralları da bir yönüyle sosyal hayatı düzene koymayı, insanların birbirlerine zarar vermeden hatta destek olarak yaşamasını ve neticede birlikte yaşamayı güzelleştirmeyi hedeflerler. </p>
<p>Sosyal düzen kurallarının önemli bir kısmını görgü kuralları (âdâb-ı muâşeret) denilen birlikte yaşama sanatı oluşturur. Ahlâk ilmiyle ve kurallarıyla da iç içe olan bu kurallar, bireyin benliğine yerleşen iyi huydan ve iyiyi kötüden ayırıp onu iyiye yönlendiren melekeden (edep) beslenir; beğeni, takdir ve kınanıp ayıplanma şeklinde toplumsal yaptırımla da desteklenir. Netice itibariyle toplum halinde yaşamanın yazılı olmayan ana-yasasını oluşturur, insan olmanın nezaketini hatta kişinin kendine saygısını temsil eder. </p>
<p>İslâm dininin özünü iman esaslarının, ana unsurunu da ibadetlerin teşkil ettiği doğrudur, fakat dindarlık bunlardan ibaret değildir. Dindarlık, yaratana kulluk, yaratılana şefkat ve saygı, hiçbir canlının hakkını ihlâl etmeden, hiçbir kalbi incitmeden hak ve istikamet üzere yaşama demektir. Bireysel huzur, güven ve mutluluk için de toplumsal sükûn ve barış için de bu gereklidir. Din ve dindarlık öyle anlaşılmaz ve uygulanmazsa, ortaya kaba, hoyrat ve bencil bir dindar tipi ön plana çıkar; cahil kesimler de dini böyle algılar ve dinden uzakla-şırlar. Genel ahlâk, âdâb, görgü ve nezaket kuralları insanlara dini hoş göstermek için değil, dinin ve din-darlığın tabii gereği olduğu için benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Böyle olduğu için de ahlâk ve âdâb dinî kültürümüzde vazgeçilmez bir öneme sahip olmuş, dinî hayatımızın ve eğitimimizin ayrılmaz bir parçasını teş-kil etmiştir. Âdâb-ı muâşereti öğrenmenin farz-ı ayın sayılması da bu sebepledir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 29). Ahlâk ve âdâb grubunu teşkil eden değer ve kurallar doğal ve sosyal çevrenin korunmasında da etkin, yapıcı ve uyarıcı bir role sahip olup bu alandaki diğer çabalara güçlü bir destek sağlar. </p>
<p>Âdâb, görgü ve sosyal düzen kurallarının özü ve mahiyeti aynı olmakla birlikte biçim ve şekilleri toplumdan topluma değişebilir, kültür ve gelenek farklılıklarına tâbi olarak farklılık gösterebilir. Bunlar arasında trafik kuralları, genel sağlık ve koruyucu hekimlik kuralları gibi oldukça evrensel nitelikte olanlar da toplantı, sohbet, toplu ibadet, ziyafet, toplu taşıma araçlarında seyahat gibi mahallî karakteri ağır basanlar da bulunabilir. Bu tür sosyal düzen kurallarına uymak, toplu halde yaşamanın ve başkalarına saygılı davranmanın tabii gereği olduğu gibi dinin genel ilke ve amaçları-nın, büyüklere saygı ve küçüklere sevginin, toplum düzenini ve kul hakkını ihlâl yasağının da gereğidir. Toplumsal düzeni bozucu, insanların birlikte ve güven içinde yaşamasını güçleştirici, toplumsal kargaşa ve bozgunculuğa yol açıcı davranışlar dinî literatürde fitne ve fesat terimleriyle ifade edilir ve şiddetle kınanır. Yoldan geçenlere eziyet veren olumsuz bir durumun giderilmesinin imandan bir parça sayıldığı, ağaçtaki kuş yuvasının bozulmasının insanlığa aykırı görüldüğü, baş-kalarını rahatsız eden bir kıyafet ve koku ile camiye ve toplum içine girilmesinin kınandığı düşünülürse, İslâm dininde sosyal düzeni sağlayıcı kurallara uymanın ibadet ölçüsünde değerli sayıldığı kolayca anlaşılır. Böyle olunca Müslümanların trafik kuralları, genel sağlık kuralları, toplu seyahat araçlarında geçerli nezaket kuralları, cami, okul, salon, otel, lokanta, cadde gibi umuma açık yerlerde söz konusu olan görgü kuralları gibi birlikte yaşamanın tabii gerekleri olan sosyal düzen kurallarına uyma hususunda da âzami titizliği göstermesi gerekir. Bu tür bir uyum, onun dininin ve dindarlığının da, toplum içinde birey olma konum ve sorumluluğunun da tabii gereğidir.<br />
Bkz. Diyanet </p>
<p>…Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir…<br />
                                                                                           Mustafa Kemal Atatürk<br />
Peki, niye Mâ’ûn Sûresinin 6 . Ayetinde ve ENFÂL Sûresi ne aykırı olduğu halde gösteriş olsun diye dışa vurum oluyor? Samimi Müslüman kardeşlerimde benimle ayni fikirde olduklarına inanıyorum. O halde gerçek bir Müslüman’ın gösteriş yapmaya ihtiyacı var mıdır?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ne türban, ne baş örtüsü.. Sıkmabaş!.. yazısına önder gürbüz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/11/ne-turban-ne-bas-ortusu-sikmabas/#comment-12</link>
		<dc:creator>önder gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 15:26:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/11/ne-turban-ne-bas-ortusu-sikmabas/#comment-12</guid>
		<description>22.09.2007

İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz.

“…Hükümeti darıltmayalım. İngilizleri kızdırmayalım diye saman altından su yürütmeyelim, sükûnetle çalışalım, kimseye meydan okumayalım!... 
Böyle demek istiyorlar!... Hâlbuki ben, canım kadar sevdiğim askerlikten niçin çıkarak, milletin arasına girdim… 
Saman altıymış, suymuş filan bilmem! Gizli çalışmayı anlamam, milletimle beraber serbestçe çalışırım. Şu daralacak, bu kısalacak, dersek davamız hallolunmaz.” 
                                                                                                            Mustafa Kemal

Aynen atam. Seninle aynı fikirdeyim. İnan bir yığın zırva ile uğraşıyoruz. Yok türbanmış, yok kılık kıyafet serbestisiymiş, Üniversiteymiş. Ya aklım almıyor inan, beynim durdu sanki. Atam çok merak ediyorum bu konularda sen ne düşünürdün acaba? 

1. Eğitim, genelde Meslek Lisesi özelde İmam Hatip Lisesi 

Öncelikle Lise ve Meslek Lisesi arasındaki temel farklara değinmek gerektiğine inanıyorum. Meslek Lisesi adı üzerinde bir Meslek ve onunla ilgili konularda eğitim verir. Tüm eğitim bir gün edinilecek Meslek üzerinedir. Lise öncelikle dil başta olmak üzere daha genel ama daha derin, kapsamlı bilgilere yer vermekle birlikte dersleri farklıdır. Bir yerde genel kültür ağırlıklıdır. Dolayısıyla Meslek Lisesinden mevzun olan bir insan ancak bir Fakültede eğitimine devam edebilir. Çünkü almış olduğu eğitim Üniversite kapsamında kesinlikle yetersiz kalacaktır. Bunu anlamak bu kadar mı zor? Ha, biz Türk’üz. Biz yapabiliriz demeyin. Çünkü ne çekiyorsak bir işi doğru dürüst yapmamamızdan, kural, kaide tanımamamızdan çekiyoruz.

2. Fakülte, Üniversite ve Kamuda dini simgeler

İnsanoğlu oldum olası bir şeye inanma ihtiyacı duymuştur çünkü inanç, güven getirir. Güven ise insanlar arasındaki ilişkilerin temelidir. İş, eş, aile, toplumsal yaşam her şey güven olgusu etrafında şekillenir. Böyledir, böylede sürecektir. 

Dinde insana güven verir. Ama Din öyle bir şeydir ki insan ve Allah arasında çok özel bir ilişkidir. Tabiri caiz ise eşler arasındaki genel ve özel ilişkiye benzer. İnsan nasıl eşi ile arasındaki ilişkiyi dışa vurmaz ise işte Allah ile o insan arasındaki ilişkiyi de öyle dışa vurmamalı. Yakışık almaz. İbadet özelde ve gizli yapılır. İşin kuralı budur. Her dinde olduğu gibi bazı özel durumlarda topluca ibadet edilir, dışa vurum olur. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. Aile ve çevre görgüsü insanı yoğurur, biçimlendirir. Ama her şeyin bir usulü, kuralı vardır. Musikiden, ibadete, doğa kanunlarından, trafiğe, politikaya. Bu kurallara uymadığınız takdirde en iyi ihtimalle yalnızca tepki görürsünüz. Kısacası bazı şeylerin birey çapında dışa vurumu olmaz, olmamalı. 

Küçük bir örnek vermek istiyorum. Bavyera, Almanya’nın eyaletlerindendir. Muhafazakâr ve gerçekten koyu dindar insanlardır. Ara sıra şu polemik gündeme oturur. Okullara dolayısıyla sınıflara haç asılmalımı asılmamalımı diye. Devleti oluşturan en küçük öğe insandır. Her insan istisnasız sadece Hıristiyan, Müslüman mıdır? Yahudi midir?  

Değildir! 

Ateist olabilir, başka bir dine mensup olabilir. Devletin görevi, devleti oluşturan her insana aynı mesafede uzak, uzak olduğu kadar da yakın olmaktır. Devlet soyut bir kavram değildir! Devlet nefes alan, ilerleyen, gerileyen, düşen, kalkan, kısacası yaşayan bir varlıktır. Devlet özellikle inanç kavramına uzak durmak zorundadır. Bu zorunluluk yukarda belirtmiş olduğum görevinden kaynaklanır. Onun için kamuda dini simgelere yer verilmesine müsaade edemez. 

3. Dokunulmazlık

Benim bildiğim milletvekili dokunulmazlığı milletvekilinin görevinden dolayı, yani milleti temsil ederken sarf ettiği sözlerden, düşüncelerinden, ya da eylemlerinden ötürü kanuni bir işleme tabii tutulmaması için hayata geçirilmiştir. Bu geleneğin batı demokrasilerinde yaklaşık 150 – 200 senelik bir mazisi vardır. Aslında parlamentonun işlevini eksiksiz yerine getirebilmesi için düşünülmüştür. Türkiye’de Milletvekili dokunulmazlığı ne durumdadır, bu tartışma konusu olmalımıdır bilemiyorum. 
Haberlere konu olan Milletvekili dokunulmazlığı / dokunulmazlıkları genelde düşünce fiilinden çok başka yönlere doğru yol alır. Ve bu durum çok rahatsız edicidir. Milletvekili adı üzerinde Milleti temsil eder, onun için çalışır çabalar. Kendisi için değil! Şayet kendisi için çalışan Milletvekili varsa, bu insanlar yukarıda belirtmiş olduğum temsil görevleri dışında suç işledikleri takdirde dokunulmazlık zırhına bürünememelidirler. Milletvekili dokunulmazlığının yani sıra Başbakan ve diplomatik dokunulmazlıklar vardır ama bu konuya başka bir zaman değineceğim. 
Keşke hayata olsaydın da sana düşündüklerini sorabilseydim. Ama sen hayata olsaydın bu konular, konu dahi olmazdı.

“Bir millet, bir memleket için kurtuluş ve selamet istiyorsak, bunu yalnız bir şahıstan hiçbir zaman istememelidir. Bir milletin muvaffakiyeti, milletin bütün kuvvetlerinin, bir istikamette birleşmesi, teşekkül etmesiyle mümkündür.” 
                                                                                                         Mustafa Kemal 

www.gurbuz.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>22.09.2007</p>
<p>İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz.</p>
<p>“…Hükümeti darıltmayalım. İngilizleri kızdırmayalım diye saman altından su yürütmeyelim, sükûnetle çalışalım, kimseye meydan okumayalım!&#8230;<br />
Böyle demek istiyorlar!&#8230; Hâlbuki ben, canım kadar sevdiğim askerlikten niçin çıkarak, milletin arasına girdim…<br />
Saman altıymış, suymuş filan bilmem! Gizli çalışmayı anlamam, milletimle beraber serbestçe çalışırım. Şu daralacak, bu kısalacak, dersek davamız hallolunmaz.”<br />
                                                                                                            Mustafa Kemal</p>
<p>Aynen atam. Seninle aynı fikirdeyim. İnan bir yığın zırva ile uğraşıyoruz. Yok türbanmış, yok kılık kıyafet serbestisiymiş, Üniversiteymiş. Ya aklım almıyor inan, beynim durdu sanki. Atam çok merak ediyorum bu konularda sen ne düşünürdün acaba? </p>
<p>1. Eğitim, genelde Meslek Lisesi özelde İmam Hatip Lisesi </p>
<p>Öncelikle Lise ve Meslek Lisesi arasındaki temel farklara değinmek gerektiğine inanıyorum. Meslek Lisesi adı üzerinde bir Meslek ve onunla ilgili konularda eğitim verir. Tüm eğitim bir gün edinilecek Meslek üzerinedir. Lise öncelikle dil başta olmak üzere daha genel ama daha derin, kapsamlı bilgilere yer vermekle birlikte dersleri farklıdır. Bir yerde genel kültür ağırlıklıdır. Dolayısıyla Meslek Lisesinden mevzun olan bir insan ancak bir Fakültede eğitimine devam edebilir. Çünkü almış olduğu eğitim Üniversite kapsamında kesinlikle yetersiz kalacaktır. Bunu anlamak bu kadar mı zor? Ha, biz Türk’üz. Biz yapabiliriz demeyin. Çünkü ne çekiyorsak bir işi doğru dürüst yapmamamızdan, kural, kaide tanımamamızdan çekiyoruz.</p>
<p>2. Fakülte, Üniversite ve Kamuda dini simgeler</p>
<p>İnsanoğlu oldum olası bir şeye inanma ihtiyacı duymuştur çünkü inanç, güven getirir. Güven ise insanlar arasındaki ilişkilerin temelidir. İş, eş, aile, toplumsal yaşam her şey güven olgusu etrafında şekillenir. Böyledir, böylede sürecektir. </p>
<p>Dinde insana güven verir. Ama Din öyle bir şeydir ki insan ve Allah arasında çok özel bir ilişkidir. Tabiri caiz ise eşler arasındaki genel ve özel ilişkiye benzer. İnsan nasıl eşi ile arasındaki ilişkiyi dışa vurmaz ise işte Allah ile o insan arasındaki ilişkiyi de öyle dışa vurmamalı. Yakışık almaz. İbadet özelde ve gizli yapılır. İşin kuralı budur. Her dinde olduğu gibi bazı özel durumlarda topluca ibadet edilir, dışa vurum olur. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. Aile ve çevre görgüsü insanı yoğurur, biçimlendirir. Ama her şeyin bir usulü, kuralı vardır. Musikiden, ibadete, doğa kanunlarından, trafiğe, politikaya. Bu kurallara uymadığınız takdirde en iyi ihtimalle yalnızca tepki görürsünüz. Kısacası bazı şeylerin birey çapında dışa vurumu olmaz, olmamalı. </p>
<p>Küçük bir örnek vermek istiyorum. Bavyera, Almanya’nın eyaletlerindendir. Muhafazakâr ve gerçekten koyu dindar insanlardır. Ara sıra şu polemik gündeme oturur. Okullara dolayısıyla sınıflara haç asılmalımı asılmamalımı diye. Devleti oluşturan en küçük öğe insandır. Her insan istisnasız sadece Hıristiyan, Müslüman mıdır? Yahudi midir?  </p>
<p>Değildir! </p>
<p>Ateist olabilir, başka bir dine mensup olabilir. Devletin görevi, devleti oluşturan her insana aynı mesafede uzak, uzak olduğu kadar da yakın olmaktır. Devlet soyut bir kavram değildir! Devlet nefes alan, ilerleyen, gerileyen, düşen, kalkan, kısacası yaşayan bir varlıktır. Devlet özellikle inanç kavramına uzak durmak zorundadır. Bu zorunluluk yukarda belirtmiş olduğum görevinden kaynaklanır. Onun için kamuda dini simgelere yer verilmesine müsaade edemez. </p>
<p>3. Dokunulmazlık</p>
<p>Benim bildiğim milletvekili dokunulmazlığı milletvekilinin görevinden dolayı, yani milleti temsil ederken sarf ettiği sözlerden, düşüncelerinden, ya da eylemlerinden ötürü kanuni bir işleme tabii tutulmaması için hayata geçirilmiştir. Bu geleneğin batı demokrasilerinde yaklaşık 150 – 200 senelik bir mazisi vardır. Aslında parlamentonun işlevini eksiksiz yerine getirebilmesi için düşünülmüştür. Türkiye’de Milletvekili dokunulmazlığı ne durumdadır, bu tartışma konusu olmalımıdır bilemiyorum.<br />
Haberlere konu olan Milletvekili dokunulmazlığı / dokunulmazlıkları genelde düşünce fiilinden çok başka yönlere doğru yol alır. Ve bu durum çok rahatsız edicidir. Milletvekili adı üzerinde Milleti temsil eder, onun için çalışır çabalar. Kendisi için değil! Şayet kendisi için çalışan Milletvekili varsa, bu insanlar yukarıda belirtmiş olduğum temsil görevleri dışında suç işledikleri takdirde dokunulmazlık zırhına bürünememelidirler. Milletvekili dokunulmazlığının yani sıra Başbakan ve diplomatik dokunulmazlıklar vardır ama bu konuya başka bir zaman değineceğim.<br />
Keşke hayata olsaydın da sana düşündüklerini sorabilseydim. Ama sen hayata olsaydın bu konular, konu dahi olmazdı.</p>
<p>“Bir millet, bir memleket için kurtuluş ve selamet istiyorsak, bunu yalnız bir şahıstan hiçbir zaman istememelidir. Bir milletin muvaffakiyeti, milletin bütün kuvvetlerinin, bir istikamette birleşmesi, teşekkül etmesiyle mümkündür.”<br />
                                                                                                         Mustafa Kemal </p>
<p><a href="http://www.gurbuz.net" rel="nofollow">http://www.gurbuz.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kosova, Kıbrıs ve Kürdistan yazısına kendal tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/19/kosova-kibris-ve-kurdistan/#comment-9</link>
		<dc:creator>kendal</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Feb 2008 05:18:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://emirozturk.wordpress.com/2008/02/19/kosova-kibris-ve-kurdistan/#comment-9</guid>
		<description>merhaba, yazınızı baştan sona okudum ve bir çok noktada hak verdiğimi belirtmek isterim..
iki yüzlülük sadece batıya özgü değil, çünkü sizin de belirttiğiniz gibi türkiye kıbrısta ikili devlet çözümünü savunurken içerde tekliği her anlamda vurgulmaktan geri durmamaktadır..

yerel seçimlere gelince. kürtler asla rize, kayseri, trabzon vb olmayacaktır. türkiye içerisinde barındırdığı çeşitli halkları 85 yıldır sürekli asimilasyona tabi tutmakta, sürekliği türklüğü dayatmaktadır. kısmen de başarılı olmuştur. peki bu başarıyı kürtlerde yakalayabilecek mi? hiç sanmıyorum.. kim ne derse desin artık kürtlerde milli bir bilinç vardır ve bilincin gereği olarak tüm haklarını alacaklar. bir gün bağımsızlığı da isterler mi bilinmez ama bu şartlarda sessiz sedasız evlerinde oturup kaderlerine razı olacaklarını düşünmek çok safça bir yaklaşım olur..

gidişat gitgide kötüleşmektedir. kürtlerle türkler arasındaki beraber yaşama arzusu hergün biraz daha zayiflamaktadır. bugün siz ne kadar &quot;terörist&quot; deseniz de kürtler kendi evlatlarının; bacakları kesilmiş, kolları bantla yapıştırılmış halde görünce pek iyi şeyler düşündükleri söylenemez. 

ankaranın geç olmadan, daha fazla kan akıtmadan, kürtlerle diyaloğa geçmesi bu ülkenin mevcutiyeti için elzemdir. bir kara operasyonundan bahsediliyor, bu operasyon gerçekleşirse sonuç ne olursa olsun ankara kaybedecektir. kürtler 30 yıldır o dağlara evlatlarını göndermekteler. bir kara operasyonun dağa çıkışları çok daha artıracağı şüphe götürmez bir gerçektir..

30 yıllık savaşın faturası çok ağır olmuştur bu ülke için, ama bir kara operasyonu bu faturayı çok daha ağırlaştırabilir. 92&#039;den bu yana kürt tarafının her defasında dile getirdiği &quot;eşit-özgür yaşam&quot; sloganı, &quot;özgür kürdistan&quot; sloganına dönüşebilir.. ve bu slogan pkk&#039;yı çok ama çok daha güçlü bir hale getirir...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>merhaba, yazınızı baştan sona okudum ve bir çok noktada hak verdiğimi belirtmek isterim..<br />
iki yüzlülük sadece batıya özgü değil, çünkü sizin de belirttiğiniz gibi türkiye kıbrısta ikili devlet çözümünü savunurken içerde tekliği her anlamda vurgulmaktan geri durmamaktadır..</p>
<p>yerel seçimlere gelince. kürtler asla rize, kayseri, trabzon vb olmayacaktır. türkiye içerisinde barındırdığı çeşitli halkları 85 yıldır sürekli asimilasyona tabi tutmakta, sürekliği türklüğü dayatmaktadır. kısmen de başarılı olmuştur. peki bu başarıyı kürtlerde yakalayabilecek mi? hiç sanmıyorum.. kim ne derse desin artık kürtlerde milli bir bilinç vardır ve bilincin gereği olarak tüm haklarını alacaklar. bir gün bağımsızlığı da isterler mi bilinmez ama bu şartlarda sessiz sedasız evlerinde oturup kaderlerine razı olacaklarını düşünmek çok safça bir yaklaşım olur..</p>
<p>gidişat gitgide kötüleşmektedir. kürtlerle türkler arasındaki beraber yaşama arzusu hergün biraz daha zayiflamaktadır. bugün siz ne kadar &#8220;terörist&#8221; deseniz de kürtler kendi evlatlarının; bacakları kesilmiş, kolları bantla yapıştırılmış halde görünce pek iyi şeyler düşündükleri söylenemez. </p>
<p>ankaranın geç olmadan, daha fazla kan akıtmadan, kürtlerle diyaloğa geçmesi bu ülkenin mevcutiyeti için elzemdir. bir kara operasyonundan bahsediliyor, bu operasyon gerçekleşirse sonuç ne olursa olsun ankara kaybedecektir. kürtler 30 yıldır o dağlara evlatlarını göndermekteler. bir kara operasyonun dağa çıkışları çok daha artıracağı şüphe götürmez bir gerçektir..</p>
<p>30 yıllık savaşın faturası çok ağır olmuştur bu ülke için, ama bir kara operasyonu bu faturayı çok daha ağırlaştırabilir. 92&#8242;den bu yana kürt tarafının her defasında dile getirdiği &#8220;eşit-özgür yaşam&#8221; sloganı, &#8220;özgür kürdistan&#8221; sloganına dönüşebilir.. ve bu slogan pkk&#8217;yı çok ama çok daha güçlü bir hale getirir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
