MSN DURUMLARI ve ANLAMLARI
Yazılan Durum: Çevrim dışı…
Yazılan Durum: Çevrimiçi…
Anlamı: Aylak aylak oturuyorum, laf atan olursa sabaha kadar geyik muhabbeti yaparım… Hatta dur ben sana bulaşayım…
…
Yazılan Durum: Meşgul…
Anlamı: Yaptığım bir şey yok da; şu anda çevrimiçi olanlarla konuşmak istemiyorum… Önemli biri gelirse ben ona yazarım…
…
Yazılan Durum: Hemen dönecek…
Anlamı: Aslında buradayım ama yazmasını istemediğim biri var… O yazarsa diye burda değil süsü veriyorum…
…
Yazılan Durum: Dışarda…
Anlamı: “Ders çalışıyorum” diyeceğim yalan olacak… Aslında çalışmam da lazım… Sen yaz da cevap verip vermeyeceğime bakarız…
…
Yazılan Durum: Telefonda…
Anlamı: Yukarıdaki durumların hepsini kullandım, bunu hiç kullanmadım… Sırf ilginçlik olsun diye yazdım yani…
…
Yazılan Durum: Öğle yemeğinde…
Anlamı: Aslında uykuya geçiyorum ama önemli birinden haber bekliyorum… Kapalı görüp yazmaktan vazgeçmesin diye…
…
Soru:”Namaz kılmak istiyorum ama bir türlü başlayamıyorum içimde hep bir sıkıntı oluyor?”
Cevap: Namaz Namaz Dinin direğidir Namaz İslam’ın en temel şartlarından ve her Müslüman kişinin yapması gerekli olan ibadettir Namaz’ı sevmeliyiz Onu sevmek için önce onu iyi tanımalıyız 5 vakit Namaz için davet ediliyoruz Ne büyük bir şereftir Kime nasip oluyor ? Elhamdülillah, Müslümanlar için bir davettir Namaz kılarak Rabbimiz cc olan şükran borcumuzu ödemek mümkün değil elbette, fakat Rabbimiz cc emrettiği, Namaz konusunu yerine getirerek, tüm pisliklerden de arınmış oluyoruz Günde 5 vakit ne güzel abdest alıyoruz Hem içimiz, hem de bedenimiz temizleniyor
Evet, namaz’a alışık olmadığımızdan ötürü, ilk başlarda Şeytan ve Nefs kişiye namaz kıldırmak istemez Çünkü Onların işi vesvese vermek, Hayırlı bir iş olduğu zaman kişiyi sıkmak, insanın gözünü boyamak, gaflette kalmasını sağlamak, bir düşünelim, bir gün 24 saat, işimiz gücümüz var çalışıyoruz Sabah saat 830 iş başı, akşam saat 1830 eve geri dönüş Arada ki geçen zamanı bir ele alalım, Bir insan kendisini çok rahat muhasebe edebilir Bunu yapmalı da Peki, gelelim şimdi diğer türlü bir hesaba, Rahman ve Rahim olan ALLAH cc hazretleri bizi yok tan var etti Bizi yedirdi Bizi İçirdi Ve Bizi Müslümanlardan kıldı Görebilmemiz, duyabilmemiz, yürüyüp tutabilmemiz için bizi harika bir şekilde donattı Bizlere değer verdi Bizi sevdi Bizi meleklerden bile üstün kıldı Ve bizlerde Yüce Yaratıcımıza ne kadar az veya aklımıza bile gelmeden, O’nu adını bazen öyle laf arasında “ALLAH ALLAH” veya “Bak sen ALLAH’IN işine” gibi kelimelerle sadece Rabbimizin adını zikrettik Biz ona ne kadar da çok az şükrediyoruz Ve Biz gerçekten de ALLAH cc hazretlerini tanıyor muyuz? Peki, nasıl olacak, nasıl tanıyabilirim Ve onun istediği gibi bir kul nasıl olabiliriz sorusuna da acizane cevap olarak;
Öncelikle Rahman ve Rahim olan ALLAH cc hazretlerinin emir ve yasaklarına uymamız gerekiyor Çevremize bakarak ve bu dünyanın kandırıcı aldırışına kanmadan yapmamız gerekiyor 24 saatimizin sadece 1 saatini de ALLAH cc ayırmak çok mu, birde öyle düşünelim,
Sabah vakti: 4 dakika
Öğle vakti: 10 dakika
İkindi vakti: 8 dakika
Akşam vakti: 5 dakika
Yatsı vakti: 15 dakika
4+10+8+5+15= 42 En fazla biz bunu demin de söylediğimiz gibi toplamı 60 dakika olarak ele aldık, Tekrar düşünelim, Biz ne yapıyoruz? Şu akan değerli zamanımızı, geri gelmeyeceğini bile bile nasıl geçiriyoruz? Rabbim cc bize yapmamız gereken ibadetlerimizi sevdirsin inşaAllah Bize kolay kılsın inşaAllah, Nefsimizin ve Şeytanın vesveselerinden de korusun inşaAllah (Âmin)
Öncelikle temizlenerek, Abdest aldıktan sonra, En önemli ibadetimiz olan NAMAZ’ımızı kılmak üzere niyetlenmeliyiz Hayatımıza çok farklı ve bir o kadar da tatlı olan Namaz ibadetimizde sürekli olmaya gayret etmeliyiz Çaba sarf etmeliyiz Namaz ilk etaplarda insanı sıkabilir Çünkü yukarıda da belirttiğimiz üzere, alışık olmadığımız için 1 dakika bile insana çok zor gelebilir Gerçekten de her zorlukla beraber bir kolaylık vardır Daha sonra şu cümle yi çok iyi anlayıp, uygulamamız gerekiyor Rabbimiz cc “Siz bildikleriniz ile amel edin, bende size bilmediklerinizi öğreteyim” buyuruyor
Ezan-ı Muhammed’i- Kaç kere içtenlikle dinledik veya okunmadan önce ki ettiğimiz küfürlere kısa süreli olarak ara mı verdik? Gerçekten de Cennet Ehli olan kişiler temiz olan veyahut pisliklerden arınarak temizlenmiş kişilerdir Her konuda temiz olursak, işte o zaman sıkıntı gibi veya aklımıza gelen farklı düşüncelerin namazda gelmesine de engel olmuş oluruz
Bir insan öldüğü vakit, kabirde münker ve nekir adlı iki melek gelip, İlk soru, dünyada iken kıldığımız veya kılmadığımız olan NAMAZ’dan sorulacak
Melek soracak: Dünyada iken namaz’ın var mıydı?
Kişi: Ben hayırsever bir insandım, herkese yardım ederdim
Melek: Namaz var mıydı?
Kişi: Zekât vermiştim, sadakada vermiştim
Melek: Namaz var mıydı?
Kişi: Ben kimseye kötülük etmedim, kalbim temizdi herkese yardımcı olurdum
Melek: Namaz var mıydı Namaz? Diye sorduğunda
Kişi: Hayır, namaz yoktu dediği vakit direk
Melek: ATIN BUNU CEHENNEME
Dediği vakit halimiz nice olur Bir namazımız var, onu da yarım yamalak yapıyoruz Rabbimiz cc bizleri ibadet konusunda muvaffak eylesin inşaAllah
Dünyada iken yaptığımız hayır ve hasenatları vücudumuzun sağ ve sol bacağı olarak düşünelim, vermiş olduğumuz zekât ve sadakaları da el kol olarak düşünelim, Ama Namaz yok, yani vücudun Başı yok, Baş sız bir vucüd bir işe yarar mı?
Dünyada Amel var Hesap yok, Ahirette Hesap var Amel yok, Hz Ali (Ra)
Namazı sevmeliyiz Namaz bizim kurtuluşumuzdur Eğer ki namazlarımız tam olursa tüm işlerimizde o şekilde tam olacaktır
Şeytan ve Nefs’in işi, kişiyi doğru yoldan sapıklığa sürüklemek, yavaş yavaş ve sinsi bir şekilde dininden soğutmak ve ALLAH cc hazretlerinin emrettiği şeyleri yaptırmamak olacaktır Bir hırsız boş bir arsaya gidip, bir şeyler çalmak için uğraşır mı? Zaman bile kaybetmez Nefs kişiye ağırlık verir Şeytanda da vesvese verir
Evlilikte Kadında Aranacak Vasıflar
Bir müslümarı, evleneceği kadında şunları aramalıdır: ,
1 – Dindarlık (dine bağlılık) :
Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyurur: “Kadın, dört şey için nikâh edilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı için Sen dindar olanı ele geçirmeye bak!” (Tecrîd-i Sarih Tere, 11/264 vd,; Sahîh-i Müslim Terç, 7/405)
Şu hâlde bir müslüman için, evlenme teşebbüsünde ilk tercih, dindarlığın bulunmasıdır Fakat yalnız dindarlık da yeterli değildir Hepsinin bir arada olması elbette daha güzeldir Şu kadar ki, dindarlık -ve buna bağlı güzel huylar- yerinde olduktan sonra, diğer vasıflar noksan olsa da pek zararı yoktur; ama bu olmayınca diğer üçü bulunsa da fazla kıymeti yoktur Yâni kadının mal, asalet ve güzelliği, dindarlığı sayesinde ayrı bir değer kazanır; aksi hâlde bunlar, başlıbaşma tercih konusu değildir
2 – Güzel huy:
Hâdis-i şerifte şöyle buyuruldu:
“Dünya nimetinin (dünyalık faydalanmanın) en hayırlısı, sâliha -iyi- kadındır” (Müslim, Müsnedü Ahmed, Nesâî, İbn mâce; Keşfü’1-Hafâ, 1/364 (Hd 1317); el-Münâvî: Feyzu’l-Kadîr şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, Riyad-1998, 6/3283 (Hd 4279))
Evet, iyi huylu bir kadın, bir erkek için gerçekten çok büyük nimettir İyi kadını da Peygamber Efendimiz şöyle tanıtmışlardır:
“İyi kadın odur ki, (kocası) ona bakınca huzur verir, ona emredince itaat eder, ondan uzak kaldığı zaman, (kendi namusunda ve kocasının malında) eşine muhafızlık yapar” (Sünenü Ebî Dâvud, Beyrut-1997, 2/209 (K ez-Zekât, 33/1664))
Şunu da bilmeli ki, edebinden yüzü kızaran bir kız, sıkılmayan kimseden elbette hayırlıdır
3 – Evlenmek isteyen bekâr gencin, bakireyi tercih etmesi uygun olur Çünkü onunla aile hayatı daha sıcak ve kolay olur, bunun eşine bağlılığı daha kuvvetli olur Şöyle bir hikâye vardır: Çok güzel bir gencin bakire bir nişanlısı varmış Pek çirkin bir adam, kızı kaçırıp onunla zina etmiş Sonra da genç nişanlı, bununla evlenmiş Yirmi-otuz sene güzel bir evlilik hayatı sürmüşler Nihayet kadının ölüm hâli yaklaşınca, kocasına samimi olarak şöyle tenbih ve itirafta bulunmuş: “Evlenmek istediğin zaman, bakire olmayanla evlenme! Çünkü kendisi pek çirkin olduğu hâlde, benimle zina eden o adamın muhabbeti, bunca zamandır kalbimden çıkmadı Sen çok yakışıklı olduğun hâlde, o sevgiyi sende bulamadım” (Seyyld Ali-zâde: Şerhu Şir’ati’l-İslâm (ist 1293), s 441)
4 – Kısırlığı sabit olmayan, çocuk doğurabilecek kadınla evlenmeyi tercih etmelidir Zira ailede çocuk sahibi daha hayırlıdır Ama her şeye rağmen, dindar ve temiz ahlâklı kimseler, üstünlükte dâima ön sırada gelirler Bu vasfıyla birlikte diğer iyi meziyetleri de taşıyanlar, ayrıca değer kazanırlar
5 – Kadın, erkeğinin beğeneceği bir güzellikte olmalıdır Çünkü devamlı onunla yüzyüze gelip, gönlü onunla huzur bulacaktır Güzellik anlayışı izafî olup, şahıslara göre değişik olacağından, herkesin eşinde aradığı tabiî bir güzelliği bulması yeterlidir Ama hiçbir zaman dış güzelliğe kapılıp, huy güzelliğini unutmamalıdır Aslında huyundan dolayı sevilen kimse, her zaman güzeldir
6 – İyi bir aileden seçmeye çalışmalıdır Gerçi diğer yönleri gözetilmeden, sırf soy üstünlüğüne bağlı görülen bir asalete imrenip evlenmek doğru olmaz Ama terbiye üstünlüğüne dayanan bir asaletin aranması, iyiliğiyle tanınan dindar, dürüst ve sağlam bir aileden alınması tercih edilmelidir Zira aile eğitiminin ahlâkî gelişmeye büyük tesiri olduğu kesindir ‘Terbiyenin, hüsn-i ahlâkda medhal-i azîmi (büyük etkisi) olduğuna ittifak vardır” (Mevzuâtü’1-Ulûm, 2/463)
(Kişinin, yakın hısımlık kuracağı kimselerin iyi olması da, ayrı bir ni’mettir “Anasına bak kızını al” atasözünü hatırdan uzak tutmamalıdır Dâmad seçerken de, erkeğin aile yapısı hesaba katılarak karar verilmelidir)
Evlenme hususunda kadının:
1) Yaşta,
2) Boyda,
3) Servet (ve rütbe)de,
4) Asalette erkekten biraz aşağı olması daha iyidir
Fakat:
1) Güzellikte,
2) Terbiyede,
3) Ahlâkta,
4) Takvada ise, erkekten üstün olması daha güzeldir (Şerhu Şir’atfl-İslâm, s 441)
Nikâh düşen kimselerden, yakın hısımlarla evlenmek de caiz olmasına rağmen pek iyi değildir Çünkü akraba arasından evlenen eşlerin, birbirine karşı olan arzu ve sevgileri biraz gevşek olur Bu münâsebetle, onların neslinin zayıflamasına sebep olur (Mevzuâtü’1-Ulûm, 2/463) Şu halde; amca kızı, dayı kızı, hala kızı, teyze kızı gibi yakınlarla evlenmekten sakınmak iyi olur
(Gayr-i müslim yahûdi ve hıristiyan kadınla müslüman bir erkeğin evlenmesi caizdir; fakat iyi değildir, mekruhtur İhtiyaç olmadıkça böyle bir evlilikte bulunmamalıdır İslâm’dan çıkan “mürted” ve dinsiz kimselerle -kadın olsun erkek olsun- müslümanın nikâhlanması, dînen haram ve bâtıldır) Kötü ahlâklı, iffetsiz kadınlardan sakınmak lâzımdır Fuhuş yapan kadınla, hele bunu meslek hâline getiren kimseyle evlenmek, iffetli kimseler için -tahrîmen mekruhtur- hiç münâsip değildir Bu hususu âyet-i kerîme şöyle belirtir:
“Kötü kadınlar, kötü erkekler için; kötü erkekler de kötü kadınlar içindir Temiz kadınlar, temiz erkekler için; temiz erkekler de temiz kadınlar içindir” (S en-Nûr, 26 Bununla beraber, zina etmemişin zina etmişle nikâhlanması kerahetle caizdir (Bu mesele hakkında ve Nûr sûresi 3 âyetin tefsirinde; Hamdi Yazır: Hak Dini Kur’an Dili, İst-1970, 5/3474-78, 3494))
Kadınlarda dine bağlılık ve güzel huy öncelikle arandığı gibi, her erkeğin kendine göre uygun gördüğü çeşitli değerler daha aranabilir Meselâ anlayışlı olması, ev işlerini güzel tanzim etmesi, idareli ve tutumlu olması, her ev hanımından beklenen en mâkul bir hususiyettir Yine bâzı fena huylardan uzak olanın tercih edilmesi, evliliğin selâmeti bakımından elbette lüzumludur Kötü halli kadını, sonradan ıslâh etmek için fazla iyimser ve ümidvâr olmamalı, böylesinden sakınmalıdır Zira aslında sâliha (terbiyeli-ahlâklı) olmayan kadının, yirmisinden sonra ıslâhı -mümkün de olsa- kolay değildir
Meselâ, şu huylara sahip kadınlarla evlenmekten imkân nisbetinde sakınmalıdır:
1 – Mâkul bir sebep yokken devamlı ağlayıpsızlayan;
2 – Yaptığım başa kakan;
3 – Dırdırcı, çene düşkünü;
4 – Devamlı kendini övüp eşini küçümseyen;
5 – Dul olup, eski kocasına bağlılığını -yenisini usandıracak şekilde- sık sık açığa vuran;
6 – Erkeğinden başkasında gözü olan;
7 – Yabancılara kendini beğendirmek için süslenip püslenen;
8 – Eline geçeni israf eden kadın
Gençlik ve Evlilik
Yusuf Özcan
Azrail in Güzelliği
Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap”ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir”e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
-”Doktor bey” dedi. “Ben size…dargınım.” “Niçin?” diye sordum.
-”Siz…dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?”
Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak:
–”Doktora ulaşmak kolaydır” dedim. “Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın…”
Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler “hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
-”Doktor bey” dedi. “Ben ölürken ne söylemeliyim?”
-”Senin durumun çok özel” dedim. “Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince “Muhammed”" (s.a.v) sana yeter.”
O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap”a sürekli morfin yapıyor ve O”nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:
-”Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor.” dedi. “Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. “Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste “Muhammed” diyemezsem?.
İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap”ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.
Ertesi gün Ona:
-”Hiç korkma!” dedim. “İğneyi vurdurabilirsin.”
Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
-”Doktor bey…Azrail bana nasıl görünecek?”
-”Kızım” dedim. “O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.”
Salı günü Serap”ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
-”Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!” dedi ve devam etti:
-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkması imkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
-Doktor beye söyleyin, dedi. Azrail, Onun söylediğinden de güzelmiş!…
[-Onk. Dr. Haluk Nurbaki den gerçek bir hatıra-]
