Bir Münzevinin Paylaşımları

Esas mesele hayati anlayabilmektir.

Osmanli Zekası

Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle
süslü bir

sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e.

Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli
atlas,

kadife kumaşlar çıkıyor.Fakat bir de pis bir koku
yayılıyor.

Dehşet bir koku, herkes burnunu
tıkıyor.

Neyse en alttaki bÜzgünümadan insan pisliği çıkıyooooor..

Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!!!!!

Cihan padişahı
emir veriyor,

“herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap
vermeliyiz”

Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.

Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir
sandık

hazırlatıyor.

İçine o zamanın Osmanlı
İstanbul’unda imal edilen gül kokulu

en nadide lokumlardan bir
kutu hazırlatıyor, en altına da

küçük bir pusula ve bir satır
yazı. Gönderiyor…

Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku
ve en altta bir kutu lokum.

Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi
yiyor önce, sonra oradakilere

ikram ediyor.

Kutunun
içindeki pusulayı Şah okuyor:

“Herkes yediğinden ikram eder” !!!!!

14 Eylül, 2010 Posted by | Genel | Yorum yapın

Kullanılamayan Para

60 gümüş kuruş değerindeki 10 şilinlik bir banknot, İngiliz askerinin neler hayal ederek Gelibolu’ya gelip hüsrana uğradıklarını anlatmaya yetiyor.1915 yılında, Çanakkale Boğazı’na saldıranlar aslında Osmanlı Devleti’nin boğazına saldırdıklarının farkındaydılar.Çanakkale Boğazı’nın geçilmesi Osmanlı Devleti’nin boğazının sıkılması demekti. Onlar için Çanakkale’nin düşmesi an meselesiydi. Rahatlıkla İstanbul’a girecekler, zafer ayinini Ayasofya’da yapacaklar ve başkentini işgal ederek, Osmanlı Devleti’ni yıkacaklardı.
Zaten Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan ve bir bakıma Osmanlı Devleti’ni 29 Ekim 1914′te zorla Birinci Dünya Savaşı’na sokan Almanya bile, Osmanlı Devleti’nin uzun süre direnebileceğine inanmıyordu.
Mart 1914 ortalarında, Alman Genelkurmay Başkanı Orgeneral von Moltke’nin, Avusturya Genelkurmay Başkanı Conrad von Hötzendorff’a yazdığı mektuptaki ifadesi bunun en büyük kanıtıdır:
“Türkiye, askeri bakımdan sıfırdır…Artık yaşam gücü kalmamıştır ve kurtarılması olanaksız bir can çekişme halinde bulunuyor.“
Müttefikinin bile böyle konuştuğu dönemde, David Lloyd George da, “Türk Milleti sadece birinci sınıf dövüşen bir kalabalıktır” diye alay ediyordu.
İstanbul’da beş çayı içmek için sözleşenler İstanbul’da harcamayı hayal ettikleri paralarını da bastırmışlardı.
Yukarıda gördüğünüz para İngiliz askerlerinin İstanbul’da kullanması için, 10 şilinlîk banknotlarının üzerine Osmanlıca rakamla ve yazıyla “60 gümüş kuruş” yazılarak hazırlanmıştır. Bu para, Yitik Hazine Koleksiyonu’nda yer almaktadır.
Müttefikler, Çanakkale’den gizlice kaçarlarken, bu paraları ne yapacaklarını bilemediler. Kibirleri ve küstahlıkları yanlarında kâr kaldı.

14 Eylül, 2010 Posted by | Genel | Yorum yapın

Dolmus Muhabbetleri…

Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:
- Şoför bey mübarek bi yerde inebilir miyim?
- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni…
………………………………………….. ………………………………..

Kadın:
- Kızım dur! Ben vereyim benim ki bozuk zaten…
Kızı:
- Aman ne olacak sanki nasılsa benimki de bozulacak, ben vereyim!
………………………………………….. ………………………………..
Oğlum bu Eminönü’nden geçer mi?
- Yok teyze biz Taksim’e çıkıyoruz.
- Hah tamam oğlum siz gidin ben gelmeyeceğim.
………………………………………….. ……………………………….

Yolcu:
- Abi Heykel’e çıkıyo mu?
Şoför:
-Yok abi, yanından geçiyo.
………………………………………….. ………………………………..

Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:
- Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?
- Ben kız değilim!
- Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte.
………………………………………….. ………………………………..

Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı
aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi.
Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp,
- Bir Monte Carlo’ dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp:
- Abi bu Bakırköy’e gider’ diye cevap verdi! İşte o an benim ve
şoförün bittiği andı.
………………………………………….. ………………………………..

- Mükemmel bir yerde inebilir miyim?
Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuşdakilerle birlikte
güler söylediğine şoför kadını indirirken:
- Buyrun size layık değil ama!
………………………………………….. ………………………………..

Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:
- Müsait bi yerde iner misiniz?
Şoför:
- Niye sen mi kullancan???
………………………………………….. ………………………………..

Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim’e doğru gidiyoruz. Adamın biri
Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla:
- Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?
Bizim şoför olaya hakim:
- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi…
………………………………………….. ………………………………..

İstanbul’dayiz… Dolmuşa bindik, dolmuş doldu,tam kalkıcak, elemanın
biri açtı kapıyı. İçerde tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 kişi arkada 4
… Eleman hala bir umut sordu:
- Kaptan, yer var mı?
Şoför de arkasını dönüp cevap verdi:
- Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım…
………………………………………….. ………………………………..

Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda
kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse
bindi.Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre
parayı uzattı:
- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?

————————————————————————————————

Delikanlı sevgilisini aksam eve bırakır.Evin önünde masum bir
fısıltıdan sonra ateşlenir.Bir elini duvara dayayarak
-’Beni bir öper misin’..
Kız:
-’Deli misin evin önünde annemler görür’der..
Erkek:
‘Ne olacak canim bu saatte kim görecek, ne olur seni çok seviyorum…
Kız:
-’Ben de seni ama olmaz…’
Erkek çok ateşli tabi devamlı ısrar eder. Bir ara aniden merdivenlerin
ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi belirir.
Küçük kız:
-’Babam diyor ki öpecekse öpsün, gerekirse ben öpecekmişim,o da
olmazsa kendisi gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini
Diyafon düğmesinden çeksin dedi”

14 Eylül, 2010 Posted by | Genel | Yorum yapın

   

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.