Ulusal Köşe Yazarları

Haber tektir, yorum çoktur

Abdullah Cevdet, büyük adammış…

Yazı Boyutu: 12 14 16

Atilla Özdür – Vakit

2008-05-24
Abdullah Cevdet, büyük adammış…

Bir gazete ilanı, “Aranıyor” ile başlamış ve devam ediyor. ‘Ottomanors’ta yaşamak üzere göl kıyısında çay içecek komşu arıyoruz’la karar perdesini noktalıyor…
Erken Amerika’nın başına ödül konulan Smith Wesson’lu katilleri için yapılan gazete ve duvar ilanları wanted ile başlardı. Banka soymuş, posta arabasını gasbetmiş ve aralarında kasaba şerifinin de bulunduğu birkaç kişiyi gözünü kırpmadan öldürmüş katilin başına genellikle de on bin dolarlık değer biçilirdi…
Erken Amerika o günlerde ne idiyse günümüzün Bush Amerikası da aynen öyle. Adam öldürülecek, köy basılacak, kasa muhtevasına el konulacaksa, “Onu biz yaparız” diyen Amerika, tek başına kendi şahsi çıkarı için aynı fiilleri irtikap edenleri Wanted’larla yakalayıp, gaz odasında canını alıyor.
Şehir eşkiyalarını kendisi gaz odasına gönderen Amerika, Türkiye’ye geldiğinde hümanizm süsüyle süslenip buyuruyor… “İdam yok…” Medeni olun.
Bizler de Batılı dostlarımızın telkin, teklif ve rica minnet dayatmalarını kaale alarak idamı kaldırıp medeniyet parkurunda yerimizi garantiliyoruz.
-
Orta gençlik yıllarımızdaydı, Salacak Canavarı diye adlandırılan bir ırz düşmanı, eğer yanılmıyorsak üç dört kişiyi haklamış… İdamı Meclis tarafından onaylandı ve ipe çekilme hazırlıkları da tamamlanmıştı. Tam üç gece sabahlara kadar Sultanahmet’te bekleşip durmuştuk… Gerisin geriye Bursa’ya döndüğümüz günün ertesinde ipe çektiler… Seyredemedik infazını…
Salacak Canavarı neticede birkaç kişinin ırzına geçerek boğup öldürmüş. Adamı sallandırıverdiler… Yazık oldu, pisi pisine gitti garibim… O günler Türkiye sanayi kapitalizmiyle henüz yenilerde tanışıyordu. Şimdilerin Beyoğlu Adliyesi’nin bulunduğu Hasköy-Halıcıoğlu kıyılarından Haliç’in sularına girebiliyorduk. Namazlı namazsız, kıbleli kıblesiz sanayiciler yavaştan yavaşa başladılar Haliç’i Haliç olmaktan çıkarmaya…
Aşağı mahallenin halkı, önlerine atılan seçim sandıklarıyla avutulurken; yukarının, aşağıdakilerce kendilerine umud bağlanan politikacılarıyla potansiyel burjuva adayları elbirliğiyle darbelerin altyapısındaki iktisadi krizlerin ateşini körüklüyordular.
Gün geldi üç banka birden battı… Tansu hanımın kocasının genel müdürlüğünü yaptığı İstanbul Bankası bunlardan birisiydi… Devlet Hazinesi, altmış milyon vatandaşın günde bir dilimlik ekmek istihkakını gaspederek bu bankaların bataklarını ödedi… Şehirlerin etrafında mantar misali biten yoksul varoşlarının da, varsıl siteleri tarafından çevresinden kuşatma altına alınmaya başlandığı günlere geldik…
Zavallı Salacak Canavarı, boku bokuna ipe çekildi. Burjuva kapitalizminin medenileştirdiği Türkiye’de idam cezası kaldırıldı, Salacak Canavarı’nın aşağı mahalledeki simertileri müebbed ağır hapisle tecziye edilirken; yukarı mahallenin organize, meşru, saygın, iyi eğitimli varsıl soyguncularıysa, ellerindeki Sultanhamam üniversitesi mezuniyet belgelerinin hatırına, netice vermeyeceği peşinen belli ödeme planları ve zaman aşımlarıyla taltif edildiler…
Ve denildi ki, “Dinin yeri sokak değil, hane içlerinin yatak odalarıdır. Başörtüsünü kimse görmemeli…”
-
Geçen gün Eyüp-Kemerburgaz-Kısırmandra taraflarına gittik… Yol üzerinde Kemercountry… Eskinin küçük ve yoksul bir köyünün etrafında özel güvenlikli, iki üç katlı modern villalardan müteşekkil yüze yakın site… Dinin yerinin sokak olmayışı, sitelerin müşterek sınırları dahilinde bir tek olsun minarenin görülmemesinden anlaşılıyor…
-
Türkiye dünyanın en borçlu ülkesi konumuna gelmiş bulunuyor. Yukarı mahalle halkları, dünya kapitalistleri ve merkez ülkelerin burjuvalarıyla sidik yarışında epeyi mesafe almış bulunurken; bağımlılığını yitimiş Türkiye’nin aşağı mahalle vatandaşlarıyla dünyanın en yoksul insanları olmaya doğru hızla ilerliyor…
-
İster misiniz “göl kıyısında çay içecek komşu arayan” Ottomanors’lulara mülaki olalım…
Büyük kulüp var. Wellness (ne demek ise, oralı olduğumuzda öğreneceğiz), bowling var, sineması, mini golf sahası var, pasta evi ile kuaförü var… Büfeler, plaj var, yelken sörf, yüzme havuzuyla vitamin barı var… Basketbol, voleybol sahaları ve daha neler neler var.
Şeftali cenneti Bursa’nın mümbit ovasında 26 dönümlük kocaman bir de suni gölü var…
Haydi camisine mescidine boş verelim… Ottomanors’lular düşünsün. Amma yeri de yok…
Geçenlerde beşyüzü aşkın işçisine yol veren Cavit çağlar’ın muhterem Demirel babalarının uğurlu elleriyle temelini attığı meşhur Yeşil Şehir’in hemen yanı başında…
-
Türkiye’nin yoksulları, dünyanın en beceriksiz, en aptal ve en hiçbir boka yaramaz insanlarıdır… Belediyelerden erzak poşeti bekleyecekleri yerde, niye akıllarını kullanıp da kefeni yırtmaya çalışmıyorlar, anlamakta zorlanıyorum…
Abdullah Cevdet için “Türk bayrağındaki ay-yıldızın yanına bir de haç eklenmesini” istediği söylenir. Gidişat, eklemeye değil, ikâmeye doğru… Hayırlısı olsun!…
Faks: (0212) 632 83 06

24 Mayıs, 2008 - Yazan: Emir Öztürk | Köşe Yazarları | | No Comments Yet

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın