Damdan düşercesine…
![]() |
|
||
|
|
|||
| Damdan düşercesine… | |||
| Aklımızı çelen bir diken…. Atatürk klonlanabilir mi?.. Böyle bir teşebbüs, eşyanın tabiatı gereği zorunlu hale geldiğinde, karşı çıkıp konuşanları cezalandırmak, Ata severlik olur mu?.. Alın sizlere bir başka deve dikeni… Atatürk, milletin kabullenmeye zorlandığı gibi, gerçekten bu memleketi yoktan mı var etti, yoksa var olan yapıyı mı tahkimledi?.. - Orijinal Atatürk zamanında ‘memleketimizde hiçbir şey yok idi’ değil… İyi kötü her bişeyimiz var idi. Yetersizmiş, ne gam. Şimdi caddelerimizde Land Rover Freelander’ler dolaşıyor, amma onur ve haysiyetimiz yok… Afganistanlılar yetersizliği yeterli duruma getirmek için ellerini uzattılar… İş Bankası yoktan var edilmedi… Daha sonraki yıllarda bankalar bankaları kovalamış, Sakıp ağa sanırız, kendi has sermayesiyle Akbank’ı kurmuş. Şimdi ardılları yabancı destekçi arıyor. Bu arada Ziraat epeyi büyümüş ve Hazine, Osmanlı’nın esaretinden kurtularak kendi Merkez Bankası’na kavuşmuş. Askerlerin Bankası Oyakbank ile birlikte bankalarımızın yarısından fazlasına, Birinci Atatürk’ün kapıdan kovdukları pencereden dalarak el koymuşlar. Diğerleri de kızoğlan kızlıklarını elin sünnetsizine bozdurmak için sırada bekliyorlar… çok şükür, ne atatürkçüyüm ne de kemalist. Başım dik… - Birinci Atatürk hiçbir şeyi yoktan var etmedi… Kırklı yılların ilk yarısında babamın işçi olarak çalıştığı Haliç Tersanesi, Atatürk öncesinde de vardı. Onun yaptığı, Cumhuriyet’e bir de Kabotaj bayramını ihdas ederek eklemekti… Şimdi Haliç Tersanesi’nin havuzları boş… Kabotaj da buharlaşıp uçtu gitti… - Ya Erbakan’ın klonlanmasına ne dersiniz, evet mi hayır mı?.. Hayır dediğinizde, onun ağzını kim kullanacak, yerini kim dolduracak, göstermeniz gerekir… Ruh olarak Milli Selamet, selametçiler, Erbakancılar tarafından katledildi… Atatürk ile Erbakan arasındaki fark, sadece nicelikte… Erbakan, ‘Atatürk yaşıyor olsaydı Milli Görüşçü olurdu’ derken, milliyetçi idi. Birisi şeker fabrikalarından, Sümerbank’tan başlamış, diğeri de sırayı motora getirmişti… TOE Gebze’de kuruldu… Birinci Atatürk, Yurtta sulh cihanda sulh derken vakit henüz çok erkendi. Kadayıf tam kızarmadan ne on bin tank ne de onbin top üretilebilirdi… TOE, bu uzun vadeli stratejik hedefin ana nüvesini oluşturmak için kuruldu… çünkü tan yeri ağarmaya yüz tutmuştu… Sonra gelenler TOE’yi (Türk Motor Sanayiini), öldürdüler… Gün geldi elektrik direklerine takılı çöp kutuları TOE etiketini taşımaya başladı… Erbakan yalnız öldürülmedi, yanına Atatürk’ü de kefenlediler… - Demir çelik stratejik bir sanayi dalı. Tank için top için, kara kış bastırdığında sünnetsiz eloğlunun doğalgazıyla yapacağın testis kebabının zevkini çıkarmanda sana hizmet verecek soba imalatçısı, Erdemir ürünlerine muhtaç… Lafonten’den bir masal… Laiklik adam olmak demekmiş… Erdemir satıldı yeni sahibi özel teşebbüs. Oyakbank da özel teşebbüsün idiyken, yabancının portföyünde yer aldı. Erdemir’in de bütünüyle yabancının olmayacağının garantisi var mı?.. Demir çelikte fiyatlar yükseliyor. İthal fiyatlarında yükselme cari açığı arttırıyor. Hemen hemen hali faaliyetteki tek sektör olan Tuzla, bu açıktan ötürü, rekabet gücünü işçisinin sırtından sağlamaya zorlanıyor… Tersanelerde köleliğe son vermek, kâr oranlarının düşmesi demek. Bu da kapitalin bu sektörde havlu atması, yani tersaneye kilit vurdurur… Kredi kartçılar bas bas bağırarak yalvarıyor. Şimdi al üç ay sonra başla, on taksitte öde… Topyekün batış, tesettüre sarılıyor… Dikeni açalım… Kemalist-kapitalist ortak hegemonyası, Atatürk’ün klonlanmasının ekonomik ve politik zorunlu şartlarını yaratıyor. İkinci Atatürk gelmeli ve özelleştirilerek yabancılaştırılan, yağmaya açılıp elden çıkarılan kamu mallarını yeni baştan millileştirmeli. Klonlanmış bir Erbakan da, mutlaka TOE’yi çöp tenekeciliğe çeviren politikadan, bu vatan hainliğinin hesabını sormalı… Bunlar mutlaka olacak. çanakkale’de, Dumlupınar ve Sakarya’larda canlarını verenler, pisi pisine gitmedilerse, er geç bugün olmasa da yarın, millet kazma ve küreğine sarılacak… - Şahsi manifestom… Telefonum çaldığında kadın sesi duyarsam, akrabalarımdan biriyse konuşacağım. Tanımadıklarıma hastir çekeceğim… Bilgisayar ve internet kullanmıyorum… Faksla konuşalım… Gideceğim yere yürüyerek giderim. Otobüse binmek zorunda kalırsam binmeden evvel ceplerimi çuvaldızla dikerek kapatacağım.. Birileri cebime bir cüzdan atamasın, sonra da hırsız var diye yaygarayı basamasın. Bu fırsatı vermeyeceğim… Faks: 0212 632 83 06… |
|||
Henüz yorum yapılmamış.
