Ulusal Köşe Yazarları

Haber tektir, yorum çoktur

“Post-modern darbenin yıldönümü…

“Post-modern darbenin yıldönümü…

28.02.2008
Davut Dursun

ddursun@yenisafak.com.tr

Belli tarihlerin toplumsal hafızamız için özel bir anlam ve önem ifade ettiğinden olacaktır ki bu tarihlerin her sene bir biçimde hatırlanması için belli programların icra edilmesi söz konusudur. Toplum hafızamızda yer eden bazı tarihlerin herkes için aynı anlam ve önemde olduğunu söylemek elbette zor. Zira herhangi bir olay ve gelişmenin bütün toplum bireylerince aynı şekilde algılanması, aynı önem ve değerde görülmesi mümkün değil. Neticede olayın büyüklüğü ve önemi ne kadar yüksek olursa olsun bunun algılanması kişisel tercihler ve değerlerce belirlenmektedir.

Bugün takvimler 28 Şubat’ı gösteriyor. Bu günün Türkiye’de yaşayanlar için özel bir anlamı ve önemi olduğunda şüphe yok. Biz Türkiye’de yaşayan insanlar olarak takvimde 28 Şubat’ı gördüğümüzde ülkemizin son on yılına damgasını vuran pek çok siyasi gelişmeyi, birtakım olumsuzlukları, demokrasi dışı yöntemleri hatırlarız.

Aslında bizim kolektif hafızamızda pek çok önemli tarih var. Mesela 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi. Bu tarihleri değerlendirirken hepsinin ortak paydasına işaret etmekte yarar var. Buraya bir 14 Mayıs tarihini dahil etmiyoruz. Çünkü bunun anlamıyla öncekilerin hiçbir ortak paydası yoktur.

Bu dört tarihin ortak paydası demokratik yöntemlerle ve meşru şekilde seçilmiş işbaşındaki hükümetlerin demokrasi dışı yöntemlerle ve birtakım zorlamalarla iktidardan uzaklaştırılmalarıdır. En basit ifade ile bu eylemlerin her biri birer darbedir. Eylemlerin şekli ve icra ediliş biçimleri arasında önemli farklılıklar var. Bu eylemler üzerinde durulurken aralarındaki farklılıkların gözden uzak tutulması gerektiği unutulmamalı. Mesela bir 27 Mayıs darbesi ile bir 28 Şubat aynı değildir. Hem sebepleri, eylemin niteliği, hem de icra ediliş şekli ve sonuçları açısından aynı değildir. Ama her ikisinde de ortak olan önemli bir özellik var ki o da her iki eylemin de meşru demokratik yöntemlerle seçilerek işbaşına gelmiş demokratik hükümetlerin silahlı güçlerin zorlamalarıyla görevden uzaklaştırılmış olmalarıdır.

Hep tekrarlanan bir ifade vardır: Demokrasi bir kulalar rejimidir… Evet demokrasinin en bariz vasfı hukuk devletini mümkün kılması ve bunu temel ilke olarak hayata geçirmesidir. İktidar ilişkilerinin önceden konulmuş hukuk kurallarına göre cereyan etmesi, hem bireyler, hem de kurumlar açısından büyük faydalar sağlar. Bu çerçevede kimin nasıl iktidara geleceği, nasıl iktidardan gideceği, mevcut hükümetin nasıl düşürüleceği, yenisinin nasıl kurulacağı önceden belirlenmiş kurallara göre cereyan etmektedir. Mesela Meclis’te güven oyu alamayan bir hükümetin ülkeyi yönetmesi söz konusu olamaz, yine aynı şekilde Meclis çoğunluğu hükümete güvensizlik oyu vermişse o hükümetin devam etmesi düşünülemez. Bu durumda hükümetin istifa edip yerine güvenoyu alacak bir hükümetin kurulması gerekir…

28 Şubat’ta ne olmuştu sorusuna verilecek cevaplar birbirinden farklı olabilir. Herkesin 28 Şubat’ı biraz farklıdır. Aslında şekli olarak bakılırsa 28 Şubat’ta olan olağanüstü bir şey yoktur bile denebilir. Milli Güvenlik Kurulu normal toplantılardan birini yapmış. Gündemindeki konuları görüşmüş, aldığı kararları uzun bir bildiriyle kamuoyuna duyurmuştur. Ancak işin özüne inilip gelişmelerin oluş biçimine bakıldığında o günkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısının olağan bir toplantı olmanın ötesinde olağanüstü bir nitelik gösterdiği, yapılan görüşmelerin ve alınan kararların bir dönüm noktası olduğu görülmektedir. Bir bakıma askeri kanadın gündeme ağırlığını koymaları ve tartışmaları yönlendirmeleriyle alınan kararların demokratik teamüllere ve ilişkilere uygun olmadığı ortadadır. Bir tür sivil üyelere dayatma şeklinde ortaya konulan kararların imzalanması, hükümete tavsiye edilmesi ve bunların icrası için önerilen takip mekanizması gibi uygulamalar bir yandan iktidardaki sivil hükümeti istifaya zorlarken diğer yandan normal demokratik mekanizmalar dışında hükümetin ve iktidar ilişkilerin tesisini gündeme getirmiştir.

Tarihe “post-modern darbe” olarak geçen 28 Şubat sürecinin ülkeye, topluma ve belli kesimlere ödettiği ağır faturanın muhasebesi hala yapılmış değildir. Olağanüstülüklerin en bariz vasfı olan hukuksuzluklar, kayırmalar, karalamalar, adaletsizlikler, hırsızlıklar, talanlar ve haksızlıkların ne muhasebesi, ne de eleştirisi yapılabilmiştir. Unutmamak gerekir ki bu sürecin yol açtığı derin travmaların genellikle siyasi değerlendirmesi yapılmışsa da toplumun katlandığı banka hortumlamaları, çalıp çırpmalar, yolsuzluklar ve talanlar da bunun ayrılmaz bir parçası olmuştur. Ne yazık ki Türkiye 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın ve 12 Eylül’ün muhasebesini yapıp demokratik süreci rafa kaldıranları mahkeme önüne çıkaramadığı gibi 28 Şubat’ın muhasebesini de yapamamıştır. Bugün “28 Şubat iyi oldu, Türkiye’nin ödediği faturaya değdi. Milletimiz bu süreçle şu önemli kazanımlar elde etti” diyebilen biri var mıdır acaba?

29 Şubat, 2008 - Yazan: Emir Öztürk | Köşe Yazarları | | Henüz Yorum Yok

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın