Ulusal Köşe Yazarları

Haber tektir, yorum çoktur

Palavradan kim ölmüş ki, Ahmet İnsel Ölsün

Palavradan kim ölmüş ki, Ahmet İnsel Ölsün

13.02.2008
Rojwan XEYALFROŞ

AKP ılımlı İslam projesinin bir ürünüdür.(Zülfü Livaneli)

Başörtüsü yasağını savunanların arkasında Amerika var. (İslamcı basın)

AKP Amerika’yla anlaştı, Kürt’leri yok edecekler. (Abdullah Öcalan)

Amerika’nın PKK’ ye silah yardımı yaptığına dair elimizde kanıtlar var.(Tayyib Erdoğan)

Başörtüsüne özgürlük isteyenler rejimi yıkmak isteyen Amerikan işbirlikçileridir. (Deniz Baykal)

Solcu Yaşar Kemal’e ödül veriyorlar, beni ise mahkûm ediyorlar, Amerikan uşağı bunlar. ( Necmettin Erbakan)

Ne Amerika’ymış ha!

Hangi taşı kaldırsan altından Amerika çıkıyor. İslamcısının, Sosyalistinin, Milliyetçisinin, Kürtçüsünün arkasında Amerika var. Her kesim diğerini, Amerikancılıkla, bölücülükle, özgürlük düşmanı olmakla suçluyor. Fakat nedense kimse eleştiri oklarını kendine doğru çevirmiyor.

Ey bu ülkenin çok kıymetli solcuları, milliyetçileri, Kürtçüleri, İslamcıları! İktidara geldiğinizde sizden olmayana karşı hukukunuz ne olacak? Elinizde herhangi bir plan proje var mı? Örneğin AKP’miz, ilahiyatçılarımız, Saadet partimiz, Mazlumder’imiz, Müsiad’ımız, yani kısacası İslamcılarımız, iktidarı tam olarak ele geçirdiğinizde başörtüsü takmak istemeyenlere karşı nasıl bir tutum takınacaksınız? Kürt kimliğinin tanınması, Kürtçe’nin eğitim dili olarak kullanılması konusunda tavrınız ne olacak? Aleviler ne olacak? Şarapçılar, ateistler ne olacak?

Ey bu ülkenin çok kıymetli Sosyalistleri!, bu sorunlara yönelik sizin projeleriniz nedir? İnanç özgürlüklerine getirdiğiniz çözüm nedir? Kürt’lerle, Alevilerle nasıl bir arada yaşamayı düşünüyorsunuz?

Türk ve Kürt milliyetçilerimiz peki ya siz? Kürdistan’da Türk’lerin ve Türkçenin durumu ne olur? Türk kimliği inkâr edilip, Türkçe’de yasaklanacak mı? Yoksa hukuk önünde özgür ve eşit yaşam kuralları projeleriniz var mı? Varsa lütfen bizimle paylaşır mısınız.(Korkmayın yeni bir parti kurup çok değerli fikirlerinizi çalacak değilim. Adını şimdi hatırlayamadığım bir partinin kurucusu olan Yaşar Nuri Öztürk hocam kendisine projelerini soran gazetecilere “söylemem diğer partiler çalar uygular” demişti ya hani…)

Beyler yoksa bütün bu bağrışmalarınız, feryatlarınız kendi mutluluğunuz için mi? Birbirinizi cahillikle, beyni yıkanmışlıkla suçlamanız, karşınızdakini yok etmek için bir gerekçemi?

Sahi kim cahil? Atilla İlhan’mı, İsmet Özel’mi? Nazım Hikmet’mi, Necip Fazıl’mı? Ahmet Arif mi, Ziya Gökalp mı? İsmet İnönü’nün “Cumhuriyet tarihinde doğru dürüst bir tane mühendis yetiştirebildik oda takunyalı çıktı” dediği prof. dr. Necmettin Erbakan’mı cahil, yoksa kendi adıyla anılan bir matematik formülüne sahip prof. dr. Erdal İnönü mü cahil? İlkokul mezunu bir İslamcı, 2 üniversite bitirmiş, 3 dil bilen solcuya cahil diyebiliyor. İlkokul mezunu bile olmayan bir solcu, 3 üniversite bitirmiş 4 dil bilen bir İslamcıya cahil, beyni yıkanmış diyebiliyor. Kim cahil kim değil açıklayabilecek biri var mı?

Bunları düşünürken yolumuz Ankara’da bir üniversiteye düştü.Girişte gördük ki bir grup başörtülü öğrenci, başörtüsü yasağını protesto ediyor.Pankartlarda “başörtüsüne özgürlük!, türbana uzanan eller kırılsın! Yazıyor. Yanımızdaki ilk örtülü öğrenciye soruyoruz. Türkiye İran sınırına gidip Hıristiyan kadınlara bile zorla türban giydiren İran yönetimini de protesto edebilir misiniz? Kızcağız yüzümüze “delimi sin nesin” der gibi bakıp tek kelime söylemeden uzaklaşıyor. Bir diğer öğrenciye yaklaşıp bu pankartların yanına Kürtçeye özgürlük,Cem evlerine özgürlük diye de yazsanız mücadeleniz daha etkili olmaz mı diyoruz? O sevimli başörtülü öğrencimizin yüzü birden değişiyor.”Bölücüler! Bu ülkede Kürt sorunu yok,hepimiz kardeşiz.bu bir Amerikan oyunudur”,diye bağırıyor..Eyvallah diyoruz,size kolay gelsin.Ben kaçtım…

Dere tepe dolaşırken muhteşem Cudi’nin eteklerinde DTP’lilerle karşılaşıyoruz. Çadır kurmuşlar operasyonları durduracaklarmış… Hoş beş ettik, çaylarını içtik. Memlekette başörtüsü yasağı tartışmaları yapılıyor, birazda başörtüsü özgürlüğü için çadır kursanız diyoruz. Sert bakışlar üzerimize toplanıyor.”Al işte AKP’nin dinle kandırdığı bir Kürt daha. Bunların beyni İslamla yıkanmış. Kürt’ler bu yüzden adam olmuyor” diyor biri. Diğerleri tasdik ediyor. Eyvallah diyoruz. Size kolay gelsin. Ben kaçtım..

. Galatasaray üniversitesindeyiz. İdare bölümüne çıkıp, üzerinde Prof. dr. Ahmet İnsel yazan yarı açık bir kapıyı çalıyoruz. Hocam müsaade var mı? Buyurun bir şey vardı! Diyor Ahmet İnsel. Hocam Radikal gazetesindeki röportajınızda ‘kadrolaşıyorlar’ diye feryat etmişsiniz. Fettullahçılar devleti ele geçirdi demişsiniz. Adalet bakanlığını da istiyorlar demişsiniz. Hocam bir bilim adamı ortaya bir iddia atarken kanıtlarını açıklar, istatistikleri ortaya koyar. Fettullahçılar ele geçirdi dediğiniz milli eğitim bakanlığında, istatistiklere göre 200 bin, KESK’e bağlı Eğitim-sen üyesi sol kökenli öğretmen var. Ayrıca yüzlerce solcu, kemalist, ulusalcı il, ilçe şube müdürleri var. Bu nasıl Fettulahçı örgütlenmedir? Bende yıllarca devlet memurluğu yaptım, ülkücüsünden, solcusuna, PKK’lisinden, İslamcısına kadar herkesimden memurun görev yaptığını gördüm. Gariptir hepsinin de birbirini kadrolaşmakla suçladığını duydum. Hocam kadrolaşmaktan söz açılmışken Ordu içerisinde 85 yıllık Kemalist kadrolaşmadan da bahsetmeyi unuttunuz mu yoksa? Yâda Fettullahçıların henüz ele geçiremediğini söylediğiniz Adalet bakanlığında kimin kadrolaştığını söylemeyi unutunuz mu yoksa? Sevgili hocam bu kadrolaşma iddialarınız palavradan ibaret olmasın sakın? Diyoruz. Ahmet İnsel sinirleniyor. Çık dışarı yoksa askeriyeyi, pardon güvenliği çağırırım diyor. Eyvallah diyoruz. Sana kolay gelsin. Ben kaçtım…

Bakmayın bunlardan bahsettiğimize, Ahmet’i severiz. Kalemi güçlüdür. Kendiside kadrolaşma ürünüdür dense de yalandır. Profesörlüğü bileğinin hakkıyla almıştır. Demokrat adamdır. Ara sıra darbeci krizi tutar ama olsun. Hem kimin kafası karışık değil ki canım. AKP adamda kafamı bıraktı. Önce yüzde 47, şimdi yüzde 60. Radikal gazetesi kapısına kadar gelmiş, Aydın Doğan’ı kırıp ta AKP’yi mi övecekti. Nasıl olsa asker ağalar yakında darbelerini yaparlar, kimler gider, kimler gelir Aydın Doğan orda kalır. Hem Ahmet İnsel haksız mı ki? İslamcılar olsa başka türlümü yapacaklardı? Bakmayın siz darbe karşıtı takıldıklarına şimdilerde. Yarın dini bütün bir paşamız darbe yapsın, siz o zaman görün İslamcılardan ne gözü kara darbeciler türediğini. Ahmet İnsel rasyonel olanı yapıp, tavrını güçlüden yana koymuştur. Peki, gerçek yaşamda ne olup biter? Ahmet İnsel’in Radikal’de, bizim burada yazdıklarımız işin geyik boyutu.

Gerçek yaşamda olup bitenler şöyledir;

Vitrinde birbirlerine kazma, kürek, balta sallayanlar, vitrin arkasında can ciğer kuzu sarmasıdır. Örneğin bir devlet kurumunda, vatanı koministlerden, bölücülerden dincilerden kurtarmaya ant içmiş ülkücü bir daire müdürümüzün, şaşırtıcıdır ki çok samimi bir DTP li arkadaşı vardır. Mizaçları birbirine uyar, iyi geçinirler. Beraber göl kenarında içmeye giderler, ailecek görüştükleri de olur bazen. Birlikteyken,” ne Türkü ne Kürdü ya! Hepimiz kardeşiz” derlerken kendi partilerine, derneklerine gittiklerinde karşı tarafa kin kusmaya devam ederler. Gün gelir daireye eleman alınması gerektiğinde bu ülkücü müdürümüz başka bir ülkücü yurtseveri değil, DTP’li arkadaşını tercih edecektir. Ahmet İnsel bunu ülkücü kadrolaşma kategorisinde sayar.

Bir başka örnek.Kendini İslamcı olarak tarif eden,dini bütün,tarikatçı başhekimimizin, devrimci sosyalist bir amca oğlu vardır.Doktorumuz amca oğlunun bu durumuna çok üzülürken, aynı zamanda onu çok sever.İçki içmediği halde aynı masada oturup onunla sohbet etmek ona haz verir.Ailecek görüşürler.Tatile birlikte çıkarlar.Başhekimimizin çalıştığı hastaneye eleman alınacaktır.Herkes kadroya bir başka dini bütünün alınacağını beklerken, devrimci amca oğlu işe alınır.Ahmet İnsel bunu dinci kadrolaşma olarak algılar.

Alın size başka bir örnek. Baba CHP’lidir. İl başkanıdır. Dincileri sevmez… Gel gör ki üniversitedeki kızı, beyni yıkanarak İslamcı olmuş, türbana bürünmüştür. CHP’li baba kahrolmuştur, ama sonuçta kızıdır, kabullenir… Gün gelir CHP iktidar ortağı olur. Maliye bakanlığına eleman alınacaktır. İl başkanlarından liste istenir. İl başkanımız elbette bir yoldaşı işe aldıracak değildir, kınalı kuzusu dururken… Türbanlı kızı işe başlar. Çevredekiler durumu anlayışla karşılarlar. Hatta parti içinde türbanlı kızı olan CHP’li olarak itibarı da artar. Zaten bütün gayretimiz parti içerisinde biraz daha itibarlı olmak için değil midir, oda beklenmedik bir şekilde olmuştur. Baba artık kızıyla gurur duymaktadır…

Son örneğimiz bir Kürt ilinde belediye meclis üyesi olan DTP’li vatandaşımızdır. Bu arkadaş, kendini Apo’nun yoluna feda etmeye hazır olsa da, can ciğer bir ülkücü arkadaşı vardır. Çocukluk arkadaşıdırlar aslında. Kan kardeşidirler. Henüz siyasete akılları ermediği dönemde, aynı takımı tutmuşlar, aynı kızı sevmişler, kahvede birlikte batak oynamışlardır. Lise sonda Kürt olanı Apo’cu olurken, diğeri Türkeşçi olmuştur. Bu durum aralarında soğukluk yaratmış, iki sene hiç görüşmemişlerdir. Fakat eski dostlar düşman olmaz diyerek bu hasreti sona erdirmişlerdir. Artık DTP’li olanı il meclis üyesi, MHP’li olanı işsizdir. Belediyeye eleman alınacaktır. Kadroya alınan kişi bu ülkücü arkadaş olacaktır…

Türkiye’de işe alınmalarda kullanılan bir yöntemdir bu. Bize özgüdür, anlaşılması zordur… AKP’li il başkanının devlet bakanına, işe alınacaklar olarak verdiği listede, PKK lisinden CHP’lisine, Ülkücüsünden Liberaline her kesimden insanı görebilirsiniz. Bu durum diğer iktidarlar döneminde de böyle olmuştur. Çünkü sonuçta bakana liste veren bu il başkanı da bir insandır. Çoluk çocuğu, akrabaları, dostları, askerlik arkadaşları vardır. Bu ülke, kendi iktidar dönemlerinde kendisinin değil, karşıtlarının işe alınmasına kızan küskünlerle doludur.

İyi bir sosyolog hüküm çıkarırken, toplumda yaşanan bu ayrıntıları mutlaka göz önünde bulundurur. Sosyolojinin şartıdır bu. Fakat Ahmet İnsel türü kişiler bunu anlamazlar. Temiz, gayretli bir arkadaştır Ahmet, ama buralara yabancıdır. Uzayda dolaşırken aracı arızalanmış dünyamıza zorunlu iniş yapmıştır. Kendi gezegenine geri dönemeyince, buraya yerleşip profesör olmaya karar vermiştir. Fakat ülkemizde gelişen bu olaylara bir türlü anlam veremez. Yaşamı siyah ve beyaz olarak görür. Fakat sonuçta her şey kendi seyrinde dönmeye devam eder.

Rojwan XEYALFROŞ

www.sivildusunce.com
yazarı
rojwanxeyalfros@sivildusunce.com

16 Şubat, 2008 - Yazan: Emir Öztürk | Köşe Yazarları | | Henüz Yorum Yok

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın