| Tonya’lının Hikayesi
13.02.2008
|
 |
Şinasi HAZNEDAR |
|
Tonya’lı demiş ya “hastayım” diye, “bir şeyin yok” demişler, “her tarafım ağrıyor” diye ısrarcı olmuş, “yahu dağ gibisin” demişler.
Ve sonra….Sonra Tonyalı ölmüş. Mezartaşında bir yazı, “Hastayım hastayım dedum inanmadunuz, e şimdi ne oldi ?”
Aklıma geldi işte.
Eğri oturup doğru konuşalım.
Susurluk’ta “devlet” kamyona çarptığında ortaya saçılanları “derin devlet” diye adlandırıp devletin içinde “çete” yuvalanması var diyenler “müesses nizam” yanlıları tarafından memleketin “birlik ve beraberliğine” kast edenler diye gösterildi.
“Devlet düşmanı” denilerek hedef yapıldı.
Daha ileri gidildi “bölücü” dendi.
Ama geçen zaman bu çok eleştirilen insanları haklı çıkardı.
Bazıları bu uğurda canından oldu biliyorsunuz.
“Demokrat” dediğim bu insanlar bunları ifade ederken yanlızdılar. Kendilerine “milliyetçi” diyenler ise “Susurluk” bilmecesinin kendisini ve arkasındakileri açıkça sahiplendiler. “Davadan döneni vurmak” geleneğinden gelenler kadar biz bir “dava” yürütüyoruz “yeter söz milletin” diye geçmiş ezberin takipçisi olduğunu söyleyenler milletin değil olanları örtmek isteyen “devlet”in yanında saf bağladılar.
Şimdi yeri geldiğinde “Erdemliler ittifakı” diskuruna sarılanlar o dönem “üçmaymun”u kendilerine rol model aldılar. Bunların en sahici tanığı gazete arşivleri. O dönemlerde kim neler söylerken kimler “devlet” diye diye çeteleri savunmaktan geri durmamışlar hepimizin hafızalarında.
Hatırlarsınız, Veli Küçük TBMM’ne ifade vermeye çağrılıp gitmediğinde kimler bunu sorun edip TBMM’ne yapılan bir hakaret olarak yorumlamıştı ? Siz hiç “milliyetçi” kesimden bu konuda bir serzeniş, “mukaddesatçı” kesimden “olmaz böyle birşey” sızlanması duydunuz mu o süreçlerde ?
Korkut Eken’lere bir söz, Mehmet Ağar’lara bir yan göz gördünüz mü ?
Ali Bayramoğlu EMASYA’yı yazarken birileri “milliyetçiler bana suç işledi dedirtemezsiniz” misyonunun bayrağını dalgalandırıp diğerleri sonradan “kayıp trilyon” diye kayıtlara düşecek olayların taşlarını döşemiyorlarmıydı ?
Önce bunları bir yerli yerine koyalım.
Henüz hafızalarımız dumura uğramadı.
Tonyalı fıkrası bu nedenle aklıma geldi.
Evet geçmişte ısrarla ve bedel ödeyerek, işkence görerek, andıçlanarak, “ikinci cumhuriyetçi” diye dudak bükülerek bunları söyleyenlerin en çok hakkı olsa gerek bu günlerde “deduk deduk inanmadunuz, e şimdi ne oldi ?” demek.
Gördük işte rol model Veli Küçük’le, Kuvay-i Caniye’yi ?
Hani Veli Küçük yanında ben gibilerin bu ülkeyi sevmesi deryada damla gibi kalırdı ? Hani şu meşhur kuvvacılar “ülke” der başka birşey demezlerdi ?
Şehit ailelerine yardım parasını “iç” edecek kadar alçalan bunlar değil mi ?
PKK’dan ele geçirilen bombaları bu ülke çocuklarını kırdırmak için provokasyonlarda kullanan bunlar değil mi ?
Yine biliyorsunuz uzun süredir ülkenin kangren olan “Kürt” meselesi, “Ermeni” meselesi, “Sivil Anayasa” ihtiyacı, “AB” konusunda kim kalem oynatıp gırtlak patlatıyor ?
Hani Barzani “aşiret” reisi, Talabani kırmızı pasaport verdiğimiz garibandı ?
Şimdi onlarla “temas”ın bu ülke barış’ı ve huzuru için elzem dış politika davranış gerekliliği olduğunu idrak edenlerin bunları savundukları için PKK yandaşı diye nitelediklerine bir özür borcu yok mu ? “301’in varlığı bu ülkeyi demokratik ülkeler ailesi içinde boynu bükük bırakıyor” diyenlere “Vatan haini” ve “Bölücü” yaftası yapıştıran geleneksel siyaset tasnifinin “sağ” ve “islamcı”ları şapkalarını önlerine koyup düşünüyorlarmı acaba ?
28 Şubat haksızlığını kendileri için dönüm noktası görenler 12 Mart ve 12 Eylül’de bu kadar sessiz kalmalarının yanlışlığını anlayıp “sessiz kalmak onaylamaktır” genel kabulünün kendilerine yüklediği o bedeli kaldırabiliyorlarmıdır acaba ?
“Demokrat” olma kesintisiz ve çifte standart kabul etmeyen bir pozisyon değilmidir ?
“Türban” bizim “301” onların, “Türban” islami “301” dünyevi diyerek “demokrasi” adına birini savunup diğerini görmezden gelmek ahlaki mi ?
“Türkmen”leri ve “Batı Trakya”yı sahiplenip “Kürt”leri görmezden, “Ermeni”leri bilmezden gelmek, “Sadık Ahmed”e gönül açıp “Talabani”ye gönül koymanın ne kadar “demokrat” bir tutum olduğu ise herkesin vicdanına sorup aldığı cevap kadar değilmi ?
Bunları esasen niye mi yazdım ?
Tagore, “ Aleve aydınlığı için teşekkür et, tükenmeyen bir sabırla gölgede durarak ışığı tutanı unutma” der.
Hak ve özgürlükler noktasında çifte standart içine düşmeden, “biz” ve “öteki” ayrımına girmeden eksiksiz bir “demokrasi” mücadelesi verenleri saygıyla selamlayıp ayakta alkışlayalım demek için.
Onlar “mayın” döşeli yolda yürüyen oldular hep.
“Türban” konusu en azından üniversitelerde çözüldü diye Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları alanında adeta sorunu kalmadı havasına giren “islami” ve “milliyetçi” kesimin Türkiye’nin bitmek bilmeyen hak ihlal alanlarına, demokrasi defolarına bakışlarını görebileceğimiz çok fırsatlarımızın olacağına inanıyorum ben.
“301”, “Vakıflar yasası” ve “Sivil Anayasa” bu fırsatların en yakın olanları.
O gün geldiğinde “Dün dün’dür bu gün de bu gün “ mü diyecekler ?
Benim merak ettiğim ve “demokratlık” noktasında ölçü alacağım budur.
Bunları da yaşayarak göreceğiz.
Ondan sonra da konuşacağız.
|
15 Şubat, 2008 -
Yazan:
Emir Öztürk |
Köşe Yazarları |
|
Henüz Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.