Ulusal Köşe Yazarları

Haber tektir, yorum çoktur

AKP, MHP’nin Tuzağına mı Düştü?

AKP, MHP’nin Tuzağına mı Düştü?
Mahmut Övür

MHP aniden türban konusunda flaş bir çözüm çıkışı yaptı ve konu ilk kez bu kadar ilerledi. Peki MHP “çözüm” yanlısı gözükürken AKP’yi tuzağa mı düşürdü?

Mahmut Övür/Sabah

AK Parti, MHP’nin tuzağına mı düştü?

Meclis’ten ilk vizeyi alan türban, Türkiye’yi germeye devam ediyor. Aslında çok değil bir ay önce Türkiye çok farklı şeyleri konuşuyordu; 301′de, Alevi ve Kürt meselelerinde somut çabalar vardı.

Peki ne oldu da Türkiye’nin gündemi sadece türbana kilitlendi?
Neden sadece türbanı konuşur, türbana öncelik verir olduk?
Bunun nedeni, olası ekonomik krizi örtbas etme çabası mı yoksa önümüzdeki yerel seçimlere hazırlanan AK Parti’nin “çekirdek” kadrosuna mesaj vermek istemesi mi? Ya da olay gerçekten sadece özgürlükle mi ilgili?
Doğrusu bu son olasılık bugüne kadar AK Parti’ye destek veren demokrat ve liberal aydınlara bile inandırıcı gelmiyor.
AK Parti’nin ısrarcı türban önceliği ve dolayısıyla 301 ve Kürt meselesini geri plana düşürmesi bilinçli bir tercih olarak yorumlanıyor.
Peki, merkez sağda olduğunu söyleyen AK Parti’nin bu konumunu, klasik merkez siyasetin önde gelen isimleri nasıl değerlendiriyor?
Acaba bu çıkışlar AK Parti’nin hala “merkeze oturma” konusunda sıkıntıları olduğunu mu gösteriyor?
Bu konuyu merkez siyasetin önde gelen isimlerinden Nesrin Nas ile konuştuk. Nas, sorulara cevap vermeden önce ilginç bir iddia ortaya atıyor:
“Bence AKP, MHP’nin tuzağına düştü.”
Nas, bu tespitini bir adım daha ileri götürüyor ve şöyle diyor:
“AKP, hem MHP hem de kendi ‘Milli Görüş’çü tabanı tarafından köşeye sıkıştırıldı.”
Süreci düşününce gerçekten ortada Başbakan Erdoğan’ın İspanya’da dile getirdiği, “Türban siyasi simge bile olsa…” sözünden başka bir şey yok. Elbette bu tartışılabilirdi ama MHP bu tartışmayı somut öneriye dönüştürünce işin rengi değişmeye başladı.
Nas bu süreci şöyle anlatıyor:
“AKP tam 301′i Meclis’e getireceği sırada MHP bir karşı atakla, ‘Gel türban konusunu çözelim’ dedi. İşte AKP buna ‘Hayır’ diyemedi. Çünkü hem uzun süredir çözmek istediği bir sorundu hem de yerel seçimler yaklaşıyordu. Bilinen bir şey var, genel seçimleri genel merkez, yerel seçimleri teşkilatlar kazanır.
AK Parti teşkilatları Milli Görüşçü. Milli Görüşçülerin birinci önceliği de türbanın kamu alanına çıkmasıdır. O nedenle AKP’nin çok işine geldi bu.”

“AK Parti’nin eli kolu bağlı”
Türban gibi bir sorunun Meclis’te çözülüyor olması elbette önemli bir adım. Ancak, Nesrin Nas bu sürecin tehlikeli bir dönemi başlatacağını ileri sürüyor ve şöyle diyor:
“Bundan sonra AKP reformcu tarafını çok ortaya çıkaramaz. MHP ile yaptıkları uzlaşma ve Milli Görüş tabanına verdikleri bu rahatlık, maalesef AKP’nin elini kolunu bağlamıştır. Bundan sonra 301′i de, Anayasa’yı da kolay kolay Meclis’e getiremezler.”
Bu kez araya girip ” Türbanı çözen bir AK Parti neden diğerlerini getiremesin?” diye soruyoruz…
Nas, böyle bir ihtimalin tamamen yok olmadığına dikkat çekiyor ve sözü siyasette “algı ve uzlaşma” meselesine getiriyor:
“Toplumda AKP’ye ilişkin algı çok önemli şekilde değişmiş olacak. Siyasette algı gerçeğin ta kendisidir. ‘AKP’nin niyeti budur’ yargısı kesinleşiyor. Merkeze oturmak isteyen bir partinin ana işlevi, orta sınıf kentli kadınları yaşam biçimine ilişkin bir tehdit altında olmadıklarına ikna etmektir. AKP, bunu kaçırmıştır. Bir de AKP ile toplumun bazı kesimleri arasında ekonomideki rahatlama nedeniyle bir uzlaşma yapılmıştı. Bu uzlaşma da bozuldu. Bunun bozulması demek reformların itici gücünün ortadan kalkması demektir. Bundan sonra gelecek her reform gerilime ve tartışmaya sebep olacaktır.”

9 Şubat, 2008 Yazan: Emir Öztürk | Köşe Yazarları | | Henüz Yorum Yok

Gerçek hurafe, sizin saplantınız!

Gerçek hurafe, sizin saplantınız!
Ali Karahasanoğlu

Yargıtay’ın yeni başkanı Hasan Gerçeker’in, dün mazbata töreni sırasında sarfettiği şu sözlerine, aynen imzamı atıyorum.
Ne diyordu sayınGerçeker: “Bilimin, teknolojinin bu kadar ileri bir seviyeye ulaştığı bu çağda Tanrı’nın verdiği aklı ve zekayı kullanarak doğruları bulmak yerine hurafelerle dolu bir sisteme geri dönüş çabalarına geçit vermememiz gerekir.”
çok doğru, çok güzel bir cümle..
Güzel bir cümle ama, sayın Gerçeker bu cümleleri, benim kasdettiğim anlamın tam tersi için sarfetmiş!
Bilimin, teknolojinin bu kadar ileri seviyeye geldiği bir çağdayız..
Doğruuu!..
“Tanrı’nın (ben Allah’ın diyorum) verdiği aklı ve zekayı kullanarak doğruları bulmak…”
Tabii ki olması gereken bu!
“Hurafelerle dolu bir sisteme geri dönüş çabalarına geçit vermememiz gerekir.”
Biz de aynı şeyi söylüyoruz.
Amma velakin, sayın Gerçeker’le şu noktada anlaşamıyoruz.
Bilim ve teknolojinin, akıl ve zekanın, “başın açık olması”nı gerektiren bir emri var mıdır?
Bizim bildiğimiz kadarı ile, “bilim”in böyle bir emri yok!
öyle ise, “kadınlar başlarını açmalıdır” diyenlerin bu talepleri mi “hurafe”dir, yoksa “Bilim ve teknoloji ile kıyafetin bir alakası yoktur. İsteyen istediği kıyafeti giyebilir. Kimse başkasının kıyafetine karışmamalıdır” diyenlerin düşünceleri mi “hurafe”dir?
Kısaca söyleyelim; “herkes başını açacak” diye zorlamak mı hurafe bir inançtır? Yoksa; “İsteyen istediği kıyafeti giysin” demek mi hurafedir?
“Ben sadece kendi kıyafetimi değil, senin kıyafetini de belirlemeye yetkiliyim. Sen bana uyacaksın. Sen kendi özgür iradenle kıyafetini belirleyemezsin” diyenlerin sözleri mi hurafedir? Yoksa, “Sen kendi kıyafetini belirle, ben de kendi kıyafetimi özgür irademle belirleyeyim” diyenin düşüncesi mi hurafedir?
Konu çok basit ama, biraz da “teknoloji, bilim, akıl, zeka” kavramları ile bağlantılı somut örneklerden konuya yaklaşalım..
önce şunu belirleyelim, bilim ve teknoloji alanında Türkiye’yi fersah fersah geride bırakan Avrupa’da başörtü yasağı var mı?
Yok.
Demek ki, başörtüyü yasaklayan, ona hurafe diyen, bilim ve teknoloji değilmiş. Başörtüye hurafe denmesi, geri kalmış Türkiye’nin, bilim ve teknolojide nal toplayan laikçilerinin kafasının ürünü imiş!
Gerçeker’in ikinci cümlesine geçelim.. “Akıl ve zekayı kullanmak.”
Bugün akıl ve zekayı kullanma konusunda, Türkiye’deki kapasitenin kat kat ilerisinde olan Avrupa ve ABD’de, başörtü yasağı var mı; “Başörtü hurafedir, yasaklansın” diyen var mı?
Yok..
Onlar akıl ve zekalarını kullanırken, başörtü yasağı gibi bir saçmalıkla uğraşmıyorlar, “Başörtü yasak olmalıdır” gibisinden despotça bir sonuca varmıyorlar!
O halde, bilim ve teknoloji ile, akıl ve zekanın emri; bizi “başörtünün hurafe olduğu” sonucuna götürmüyor!
Tam aksine; bilim ve teknolojide geri kalanlar, akıl ve zekayı daha az kullananlar, “başörtünün hurafe” olduğu “hurafe”sine kapılıp, milletin kıyafeti ile uğraşıyorlar!
Milletin kıyafeti ile uğraştıkça da, bilim ve teknolojiden uzaklaşıyorlar. Akıl ve zekanın kullanımından geri kalıyorlar!
O halde çok net olarak ortadadır ki, “başörtü inancı” değil, “başörtünün yasaklanması”nın bizzat kendisi hurafedir!
Bırakırsınız, isteyen örter, istemeyen örtmez..
Ama “İlla başınızı açacaksınız.Herkes tek tip olacak. Başı örtülüler, bilim ve teknolojide geri kalmamıza sebeb olur. Akıl ve zekamızı kullanmamızı önler” derseniz, işte bu noktada batıl inançlarınız var demektir, hurafelere inanıyorsunuz demektir.
çok somut bir örnek var karşımızda.. Tüm dünya üniversitelerinde başörtü serbest ve onların bilim seviyeleri ile, başörtünün yasak olduğu bizim üniversitelerin bilim seviyeleri ortada!
Daha hangi bilimsel delil isteyebilirsiniz ki?
Teknolojide ileri gidenler, “Başörtünün hurafe olup olmadığı bizi ilgilendirmez, bu konuda bizim karar verme imkanımız yok. Bize gelen başörtülü öğrenciyi kabul ederiz.Bizim için başörtünün ilme engel bir yanı yok” diyorlar.
Bizim laikçilerimiz ise, bilim ve teknolojide yoğunlaşmak yerine, akıl ve zekayı kullanmak yerine, “bilimsel gelişme için belli bir kıyafette olmak gerektiği önyargısı”na kapılıyorlar!
İşte hurafe, batıl inanç tam da budur..
Bilim ile kıyafetin bir ilgisi olduğunu sanmak!
Başı açık olan bir hanım, laboratuvarda, iki hidrojen atomu ile bir oksjien atomunu birleştirdiğinde, “su” oluşuyor da, başörtülü birisi aynı deneyi yaptığında, değişik sonuçlar mı çıkıyor sanki!
O halde, gerçekten amacınız bilim ve teknoloji ise, “başörtü”nün “yasak” olmasını değil, “serbest” olmasını istemeniz gerekir.
“Başörtü serbest olursa, cumhuriyet yıkılır” şeklindeki önyargıdan kurtulmanız gerekir. “Başörtü serbestliği, laikliğin sonudur” hurafesini terketmeniz gerekir!

9 Şubat, 2008 Yazan: Emir Öztürk | Köşe Yazarları | | Henüz Yorum Yok