MSN DURUMLARI ve ANLAMLARI
Yazılan Durum: Çevrim dışı…
Yazılan Durum: Çevrimiçi…
Anlamı: Aylak aylak oturuyorum, laf atan olursa sabaha kadar geyik muhabbeti yaparım… Hatta dur ben sana bulaşayım…
…
Yazılan Durum: Meşgul…
Anlamı: Yaptığım bir şey yok da; şu anda çevrimiçi olanlarla konuşmak istemiyorum… Önemli biri gelirse ben ona yazarım…
…
Yazılan Durum: Hemen dönecek…
Anlamı: Aslında buradayım ama yazmasını istemediğim biri var… O yazarsa diye burda değil süsü veriyorum…
…
Yazılan Durum: Dışarda…
Anlamı: “Ders çalışıyorum” diyeceğim yalan olacak… Aslında çalışmam da lazım… Sen yaz da cevap verip vermeyeceğime bakarız…
…
Yazılan Durum: Telefonda…
Anlamı: Yukarıdaki durumların hepsini kullandım, bunu hiç kullanmadım… Sırf ilginçlik olsun diye yazdım yani…
…
Yazılan Durum: Öğle yemeğinde…
Anlamı: Aslında uykuya geçiyorum ama önemli birinden haber bekliyorum… Kapalı görüp yazmaktan vazgeçmesin diye…
…
Soru:”Namaz kılmak istiyorum ama bir türlü başlayamıyorum içimde hep bir sıkıntı oluyor?”
Cevap: Namaz Namaz Dinin direğidir Namaz İslam’ın en temel şartlarından ve her Müslüman kişinin yapması gerekli olan ibadettir Namaz’ı sevmeliyiz Onu sevmek için önce onu iyi tanımalıyız 5 vakit Namaz için davet ediliyoruz Ne büyük bir şereftir Kime nasip oluyor ? Elhamdülillah, Müslümanlar için bir davettir Namaz kılarak Rabbimiz cc olan şükran borcumuzu ödemek mümkün değil elbette, fakat Rabbimiz cc emrettiği, Namaz konusunu yerine getirerek, tüm pisliklerden de arınmış oluyoruz Günde 5 vakit ne güzel abdest alıyoruz Hem içimiz, hem de bedenimiz temizleniyor
Evet, namaz’a alışık olmadığımızdan ötürü, ilk başlarda Şeytan ve Nefs kişiye namaz kıldırmak istemez Çünkü Onların işi vesvese vermek, Hayırlı bir iş olduğu zaman kişiyi sıkmak, insanın gözünü boyamak, gaflette kalmasını sağlamak, bir düşünelim, bir gün 24 saat, işimiz gücümüz var çalışıyoruz Sabah saat 830 iş başı, akşam saat 1830 eve geri dönüş Arada ki geçen zamanı bir ele alalım, Bir insan kendisini çok rahat muhasebe edebilir Bunu yapmalı da Peki, gelelim şimdi diğer türlü bir hesaba, Rahman ve Rahim olan ALLAH cc hazretleri bizi yok tan var etti Bizi yedirdi Bizi İçirdi Ve Bizi Müslümanlardan kıldı Görebilmemiz, duyabilmemiz, yürüyüp tutabilmemiz için bizi harika bir şekilde donattı Bizlere değer verdi Bizi sevdi Bizi meleklerden bile üstün kıldı Ve bizlerde Yüce Yaratıcımıza ne kadar az veya aklımıza bile gelmeden, O’nu adını bazen öyle laf arasında “ALLAH ALLAH” veya “Bak sen ALLAH’IN işine” gibi kelimelerle sadece Rabbimizin adını zikrettik Biz ona ne kadar da çok az şükrediyoruz Ve Biz gerçekten de ALLAH cc hazretlerini tanıyor muyuz? Peki, nasıl olacak, nasıl tanıyabilirim Ve onun istediği gibi bir kul nasıl olabiliriz sorusuna da acizane cevap olarak;
Öncelikle Rahman ve Rahim olan ALLAH cc hazretlerinin emir ve yasaklarına uymamız gerekiyor Çevremize bakarak ve bu dünyanın kandırıcı aldırışına kanmadan yapmamız gerekiyor 24 saatimizin sadece 1 saatini de ALLAH cc ayırmak çok mu, birde öyle düşünelim,
Sabah vakti: 4 dakika
Öğle vakti: 10 dakika
İkindi vakti: 8 dakika
Akşam vakti: 5 dakika
Yatsı vakti: 15 dakika
4+10+8+5+15= 42 En fazla biz bunu demin de söylediğimiz gibi toplamı 60 dakika olarak ele aldık, Tekrar düşünelim, Biz ne yapıyoruz? Şu akan değerli zamanımızı, geri gelmeyeceğini bile bile nasıl geçiriyoruz? Rabbim cc bize yapmamız gereken ibadetlerimizi sevdirsin inşaAllah Bize kolay kılsın inşaAllah, Nefsimizin ve Şeytanın vesveselerinden de korusun inşaAllah (Âmin)
Öncelikle temizlenerek, Abdest aldıktan sonra, En önemli ibadetimiz olan NAMAZ’ımızı kılmak üzere niyetlenmeliyiz Hayatımıza çok farklı ve bir o kadar da tatlı olan Namaz ibadetimizde sürekli olmaya gayret etmeliyiz Çaba sarf etmeliyiz Namaz ilk etaplarda insanı sıkabilir Çünkü yukarıda da belirttiğimiz üzere, alışık olmadığımız için 1 dakika bile insana çok zor gelebilir Gerçekten de her zorlukla beraber bir kolaylık vardır Daha sonra şu cümle yi çok iyi anlayıp, uygulamamız gerekiyor Rabbimiz cc “Siz bildikleriniz ile amel edin, bende size bilmediklerinizi öğreteyim” buyuruyor
Ezan-ı Muhammed’i- Kaç kere içtenlikle dinledik veya okunmadan önce ki ettiğimiz küfürlere kısa süreli olarak ara mı verdik? Gerçekten de Cennet Ehli olan kişiler temiz olan veyahut pisliklerden arınarak temizlenmiş kişilerdir Her konuda temiz olursak, işte o zaman sıkıntı gibi veya aklımıza gelen farklı düşüncelerin namazda gelmesine de engel olmuş oluruz
Bir insan öldüğü vakit, kabirde münker ve nekir adlı iki melek gelip, İlk soru, dünyada iken kıldığımız veya kılmadığımız olan NAMAZ’dan sorulacak
Melek soracak: Dünyada iken namaz’ın var mıydı?
Kişi: Ben hayırsever bir insandım, herkese yardım ederdim
Melek: Namaz var mıydı?
Kişi: Zekât vermiştim, sadakada vermiştim
Melek: Namaz var mıydı?
Kişi: Ben kimseye kötülük etmedim, kalbim temizdi herkese yardımcı olurdum
Melek: Namaz var mıydı Namaz? Diye sorduğunda
Kişi: Hayır, namaz yoktu dediği vakit direk
Melek: ATIN BUNU CEHENNEME
Dediği vakit halimiz nice olur Bir namazımız var, onu da yarım yamalak yapıyoruz Rabbimiz cc bizleri ibadet konusunda muvaffak eylesin inşaAllah
Dünyada iken yaptığımız hayır ve hasenatları vücudumuzun sağ ve sol bacağı olarak düşünelim, vermiş olduğumuz zekât ve sadakaları da el kol olarak düşünelim, Ama Namaz yok, yani vücudun Başı yok, Baş sız bir vucüd bir işe yarar mı?
Dünyada Amel var Hesap yok, Ahirette Hesap var Amel yok, Hz Ali (Ra)
Namazı sevmeliyiz Namaz bizim kurtuluşumuzdur Eğer ki namazlarımız tam olursa tüm işlerimizde o şekilde tam olacaktır
Şeytan ve Nefs’in işi, kişiyi doğru yoldan sapıklığa sürüklemek, yavaş yavaş ve sinsi bir şekilde dininden soğutmak ve ALLAH cc hazretlerinin emrettiği şeyleri yaptırmamak olacaktır Bir hırsız boş bir arsaya gidip, bir şeyler çalmak için uğraşır mı? Zaman bile kaybetmez Nefs kişiye ağırlık verir Şeytanda da vesvese verir
Evlilikte Kadında Aranacak Vasıflar
Bir müslümarı, evleneceği kadında şunları aramalıdır: ,
1 – Dindarlık (dine bağlılık) :
Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyurur: “Kadın, dört şey için nikâh edilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı için Sen dindar olanı ele geçirmeye bak!” (Tecrîd-i Sarih Tere, 11/264 vd,; Sahîh-i Müslim Terç, 7/405)
Şu hâlde bir müslüman için, evlenme teşebbüsünde ilk tercih, dindarlığın bulunmasıdır Fakat yalnız dindarlık da yeterli değildir Hepsinin bir arada olması elbette daha güzeldir Şu kadar ki, dindarlık -ve buna bağlı güzel huylar- yerinde olduktan sonra, diğer vasıflar noksan olsa da pek zararı yoktur; ama bu olmayınca diğer üçü bulunsa da fazla kıymeti yoktur Yâni kadının mal, asalet ve güzelliği, dindarlığı sayesinde ayrı bir değer kazanır; aksi hâlde bunlar, başlıbaşma tercih konusu değildir
2 – Güzel huy:
Hâdis-i şerifte şöyle buyuruldu:
“Dünya nimetinin (dünyalık faydalanmanın) en hayırlısı, sâliha -iyi- kadındır” (Müslim, Müsnedü Ahmed, Nesâî, İbn mâce; Keşfü’1-Hafâ, 1/364 (Hd 1317); el-Münâvî: Feyzu’l-Kadîr şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, Riyad-1998, 6/3283 (Hd 4279))
Evet, iyi huylu bir kadın, bir erkek için gerçekten çok büyük nimettir İyi kadını da Peygamber Efendimiz şöyle tanıtmışlardır:
“İyi kadın odur ki, (kocası) ona bakınca huzur verir, ona emredince itaat eder, ondan uzak kaldığı zaman, (kendi namusunda ve kocasının malında) eşine muhafızlık yapar” (Sünenü Ebî Dâvud, Beyrut-1997, 2/209 (K ez-Zekât, 33/1664))
Şunu da bilmeli ki, edebinden yüzü kızaran bir kız, sıkılmayan kimseden elbette hayırlıdır
3 – Evlenmek isteyen bekâr gencin, bakireyi tercih etmesi uygun olur Çünkü onunla aile hayatı daha sıcak ve kolay olur, bunun eşine bağlılığı daha kuvvetli olur Şöyle bir hikâye vardır: Çok güzel bir gencin bakire bir nişanlısı varmış Pek çirkin bir adam, kızı kaçırıp onunla zina etmiş Sonra da genç nişanlı, bununla evlenmiş Yirmi-otuz sene güzel bir evlilik hayatı sürmüşler Nihayet kadının ölüm hâli yaklaşınca, kocasına samimi olarak şöyle tenbih ve itirafta bulunmuş: “Evlenmek istediğin zaman, bakire olmayanla evlenme! Çünkü kendisi pek çirkin olduğu hâlde, benimle zina eden o adamın muhabbeti, bunca zamandır kalbimden çıkmadı Sen çok yakışıklı olduğun hâlde, o sevgiyi sende bulamadım” (Seyyld Ali-zâde: Şerhu Şir’ati’l-İslâm (ist 1293), s 441)
4 – Kısırlığı sabit olmayan, çocuk doğurabilecek kadınla evlenmeyi tercih etmelidir Zira ailede çocuk sahibi daha hayırlıdır Ama her şeye rağmen, dindar ve temiz ahlâklı kimseler, üstünlükte dâima ön sırada gelirler Bu vasfıyla birlikte diğer iyi meziyetleri de taşıyanlar, ayrıca değer kazanırlar
5 – Kadın, erkeğinin beğeneceği bir güzellikte olmalıdır Çünkü devamlı onunla yüzyüze gelip, gönlü onunla huzur bulacaktır Güzellik anlayışı izafî olup, şahıslara göre değişik olacağından, herkesin eşinde aradığı tabiî bir güzelliği bulması yeterlidir Ama hiçbir zaman dış güzelliğe kapılıp, huy güzelliğini unutmamalıdır Aslında huyundan dolayı sevilen kimse, her zaman güzeldir
6 – İyi bir aileden seçmeye çalışmalıdır Gerçi diğer yönleri gözetilmeden, sırf soy üstünlüğüne bağlı görülen bir asalete imrenip evlenmek doğru olmaz Ama terbiye üstünlüğüne dayanan bir asaletin aranması, iyiliğiyle tanınan dindar, dürüst ve sağlam bir aileden alınması tercih edilmelidir Zira aile eğitiminin ahlâkî gelişmeye büyük tesiri olduğu kesindir ‘Terbiyenin, hüsn-i ahlâkda medhal-i azîmi (büyük etkisi) olduğuna ittifak vardır” (Mevzuâtü’1-Ulûm, 2/463)
(Kişinin, yakın hısımlık kuracağı kimselerin iyi olması da, ayrı bir ni’mettir “Anasına bak kızını al” atasözünü hatırdan uzak tutmamalıdır Dâmad seçerken de, erkeğin aile yapısı hesaba katılarak karar verilmelidir)
Evlenme hususunda kadının:
1) Yaşta,
2) Boyda,
3) Servet (ve rütbe)de,
4) Asalette erkekten biraz aşağı olması daha iyidir
Fakat:
1) Güzellikte,
2) Terbiyede,
3) Ahlâkta,
4) Takvada ise, erkekten üstün olması daha güzeldir (Şerhu Şir’atfl-İslâm, s 441)
Nikâh düşen kimselerden, yakın hısımlarla evlenmek de caiz olmasına rağmen pek iyi değildir Çünkü akraba arasından evlenen eşlerin, birbirine karşı olan arzu ve sevgileri biraz gevşek olur Bu münâsebetle, onların neslinin zayıflamasına sebep olur (Mevzuâtü’1-Ulûm, 2/463) Şu halde; amca kızı, dayı kızı, hala kızı, teyze kızı gibi yakınlarla evlenmekten sakınmak iyi olur
(Gayr-i müslim yahûdi ve hıristiyan kadınla müslüman bir erkeğin evlenmesi caizdir; fakat iyi değildir, mekruhtur İhtiyaç olmadıkça böyle bir evlilikte bulunmamalıdır İslâm’dan çıkan “mürted” ve dinsiz kimselerle -kadın olsun erkek olsun- müslümanın nikâhlanması, dînen haram ve bâtıldır) Kötü ahlâklı, iffetsiz kadınlardan sakınmak lâzımdır Fuhuş yapan kadınla, hele bunu meslek hâline getiren kimseyle evlenmek, iffetli kimseler için -tahrîmen mekruhtur- hiç münâsip değildir Bu hususu âyet-i kerîme şöyle belirtir:
“Kötü kadınlar, kötü erkekler için; kötü erkekler de kötü kadınlar içindir Temiz kadınlar, temiz erkekler için; temiz erkekler de temiz kadınlar içindir” (S en-Nûr, 26 Bununla beraber, zina etmemişin zina etmişle nikâhlanması kerahetle caizdir (Bu mesele hakkında ve Nûr sûresi 3 âyetin tefsirinde; Hamdi Yazır: Hak Dini Kur’an Dili, İst-1970, 5/3474-78, 3494))
Kadınlarda dine bağlılık ve güzel huy öncelikle arandığı gibi, her erkeğin kendine göre uygun gördüğü çeşitli değerler daha aranabilir Meselâ anlayışlı olması, ev işlerini güzel tanzim etmesi, idareli ve tutumlu olması, her ev hanımından beklenen en mâkul bir hususiyettir Yine bâzı fena huylardan uzak olanın tercih edilmesi, evliliğin selâmeti bakımından elbette lüzumludur Kötü halli kadını, sonradan ıslâh etmek için fazla iyimser ve ümidvâr olmamalı, böylesinden sakınmalıdır Zira aslında sâliha (terbiyeli-ahlâklı) olmayan kadının, yirmisinden sonra ıslâhı -mümkün de olsa- kolay değildir
Meselâ, şu huylara sahip kadınlarla evlenmekten imkân nisbetinde sakınmalıdır:
1 – Mâkul bir sebep yokken devamlı ağlayıpsızlayan;
2 – Yaptığım başa kakan;
3 – Dırdırcı, çene düşkünü;
4 – Devamlı kendini övüp eşini küçümseyen;
5 – Dul olup, eski kocasına bağlılığını -yenisini usandıracak şekilde- sık sık açığa vuran;
6 – Erkeğinden başkasında gözü olan;
7 – Yabancılara kendini beğendirmek için süslenip püslenen;
8 – Eline geçeni israf eden kadın
Gençlik ve Evlilik
Yusuf Özcan
Azrail in Güzelliği
Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap”ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir”e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
-”Doktor bey” dedi. “Ben size…dargınım.” “Niçin?” diye sordum.
-”Siz…dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?”
Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak:
–”Doktora ulaşmak kolaydır” dedim. “Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın…”
Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler “hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
-”Doktor bey” dedi. “Ben ölürken ne söylemeliyim?”
-”Senin durumun çok özel” dedim. “Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince “Muhammed”" (s.a.v) sana yeter.”
O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap”a sürekli morfin yapıyor ve O”nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:
-”Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor.” dedi. “Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. “Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste “Muhammed” diyemezsem?.
İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap”ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.
Ertesi gün Ona:
-”Hiç korkma!” dedim. “İğneyi vurdurabilirsin.”
Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
-”Doktor bey…Azrail bana nasıl görünecek?”
-”Kızım” dedim. “O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.”
Salı günü Serap”ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
-”Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!” dedi ve devam etti:
-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkması imkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
-Doktor beye söyleyin, dedi. Azrail, Onun söylediğinden de güzelmiş!…
[-Onk. Dr. Haluk Nurbaki den gerçek bir hatıra-]
İşinizle ilgili sürekli bilgi sahibi olun, yoksa çok büyük fırsatlar kaçırabilirsiniz
Bir rahip arabada tek başına seyir halindeyken, yol kenarında bekleyen bir rahibeye rastlar,
arabasını durdurur ve rahibeyi istediği yere götürmeyi teklif eder, rahibe de kabul eder.
Rahibe arabaya biner, bacak bacak üstüne atarak elbisesinin açılmasını sağlar ve ortaya
şahane bacaklar çıkar. Rahip bacaklara göz atarken, neredeyse bir kaza geçirecektir.
Arabayı kontrol altına aldıktan sonra, çevik bir hareketle elini rahibenin bacaklarına götürür.
Rahibe ona doğru bakar ve “129. ayeti hatırlayın Peder” diye söyler. Peder sinirlenir ve özür diler.
Elini geri çekmek için adeta kendini zorlar. Bu arada, gözlerini bir türlü bacaklardan ayıramaz.
Vites değiştirirken yine elini bacaklara dogru kaydırıverir. Rahibe bir kere daha “129. ayeti hatırlayın Peder” diye söyler.
Peder, bir kere daha özür diler. “Bu zayıflığım için özür dilerim”.
Manastıra varınca rahibe arabadan iner, pedere doğru anlamlı bir göz kırpar ve yoluna devam eder. Kiliseye varınca rahip hemen bir İncil aramaya gider ve 129. ayete bakar.
Ayette “İleri gidin ve araştırın, sonunda zafere ulaşacaksınız” der.
—— İşinizle ilgili sürekli bilgi sahibi olun, yoksa çok büyük fırsatlar kaçırabilirsiniz!
Osmanli Zekası
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle
süslü bir
sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli
atlas,
kadife kumaşlar çıkıyor.Fakat bir de pis bir koku
yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu
tıkıyor.
Neyse en alttaki bÜzgünümadan insan pisliği çıkıyooooor..
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!!!!!
Cihan padişahı
emir veriyor,
“herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap
vermeliyiz”
Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.
Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir
sandık
hazırlatıyor.
İçine o zamanın Osmanlı
İstanbul’unda imal edilen gül kokulu
en nadide lokumlardan bir
kutu hazırlatıyor, en altına da
küçük bir pusula ve bir satır
yazı. Gönderiyor…
Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku
ve en altta bir kutu lokum.

Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi
yiyor önce, sonra oradakilere
ikram ediyor.
Kutunun
içindeki pusulayı Şah okuyor:
“Herkes yediğinden ikram eder” !!!!!
Kullanılamayan Para
60 gümüş kuruş değerindeki 10 şilinlik bir banknot, İngiliz askerinin neler hayal ederek Gelibolu’ya gelip hüsrana uğradıklarını anlatmaya yetiyor.1915 yılında, Çanakkale Boğazı’na saldıranlar aslında Osmanlı Devleti’nin boğazına saldırdıklarının farkındaydılar.Çanakkale Boğazı’nın geçilmesi Osmanlı Devleti’nin boğazının sıkılması demekti. Onlar için Çanakkale’nin düşmesi an meselesiydi. Rahatlıkla İstanbul’a girecekler, zafer ayinini Ayasofya’da yapacaklar ve başkentini işgal ederek, Osmanlı Devleti’ni yıkacaklardı.
Zaten Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan ve bir bakıma Osmanlı Devleti’ni 29 Ekim 1914′te zorla Birinci Dünya Savaşı’na sokan Almanya bile, Osmanlı Devleti’nin uzun süre direnebileceğine inanmıyordu.
Mart 1914 ortalarında, Alman Genelkurmay Başkanı Orgeneral von Moltke’nin, Avusturya Genelkurmay Başkanı Conrad von Hötzendorff’a yazdığı mektuptaki ifadesi bunun en büyük kanıtıdır:
“Türkiye, askeri bakımdan sıfırdır…Artık yaşam gücü kalmamıştır ve kurtarılması olanaksız bir can çekişme halinde bulunuyor.“
Müttefikinin bile böyle konuştuğu dönemde, David Lloyd George da, “Türk Milleti sadece birinci sınıf dövüşen bir kalabalıktır” diye alay ediyordu.
İstanbul’da beş çayı içmek için sözleşenler İstanbul’da harcamayı hayal ettikleri paralarını da bastırmışlardı.
Yukarıda gördüğünüz para İngiliz askerlerinin İstanbul’da kullanması için, 10 şilinlîk banknotlarının üzerine Osmanlıca rakamla ve yazıyla “60 gümüş kuruş” yazılarak hazırlanmıştır. Bu para, Yitik Hazine Koleksiyonu’nda yer almaktadır.
Müttefikler, Çanakkale’den gizlice kaçarlarken, bu paraları ne yapacaklarını bilemediler. Kibirleri ve küstahlıkları yanlarında kâr kaldı.
Dolmus Muhabbetleri…
Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:
- Şoför bey mübarek bi yerde inebilir miyim?
- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni…
………………………………………….. ………………………………..
Kadın:
- Kızım dur! Ben vereyim benim ki bozuk zaten…
Kızı:
- Aman ne olacak sanki nasılsa benimki de bozulacak, ben vereyim!
………………………………………….. ………………………………..
Oğlum bu Eminönü’nden geçer mi?
- Yok teyze biz Taksim’e çıkıyoruz.
- Hah tamam oğlum siz gidin ben gelmeyeceğim.
………………………………………….. ……………………………….
Yolcu:
- Abi Heykel’e çıkıyo mu?
Şoför:
-Yok abi, yanından geçiyo.
………………………………………….. ………………………………..
Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:
- Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?
- Ben kız değilim!
- Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte.
………………………………………….. ………………………………..
Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı
aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi.
Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp,
- Bir Monte Carlo’ dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp:
- Abi bu Bakırköy’e gider’ diye cevap verdi! İşte o an benim ve
şoförün bittiği andı.
………………………………………….. ………………………………..
- Mükemmel bir yerde inebilir miyim?
Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuşdakilerle birlikte
güler söylediğine şoför kadını indirirken:
- Buyrun size layık değil ama!
………………………………………….. ………………………………..
Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:
- Müsait bi yerde iner misiniz?
Şoför:
- Niye sen mi kullancan???
………………………………………….. ………………………………..
Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim’e doğru gidiyoruz. Adamın biri
Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla:
- Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?
Bizim şoför olaya hakim:
- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi…
………………………………………….. ………………………………..
İstanbul’dayiz… Dolmuşa bindik, dolmuş doldu,tam kalkıcak, elemanın
biri açtı kapıyı. İçerde tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 kişi arkada 4
… Eleman hala bir umut sordu:
- Kaptan, yer var mı?
Şoför de arkasını dönüp cevap verdi:
- Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım…
………………………………………….. ………………………………..
Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda
kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse
bindi.Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre
parayı uzattı:
- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?
————————————————————————————————
Delikanlı sevgilisini aksam eve bırakır.Evin önünde masum bir
fısıltıdan sonra ateşlenir.Bir elini duvara dayayarak
-’Beni bir öper misin’..
Kız:
-’Deli misin evin önünde annemler görür’der..
Erkek:
‘Ne olacak canim bu saatte kim görecek, ne olur seni çok seviyorum…
Kız:
-’Ben de seni ama olmaz…’
Erkek çok ateşli tabi devamlı ısrar eder. Bir ara aniden merdivenlerin
ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi belirir.
Küçük kız:
-’Babam diyor ki öpecekse öpsün, gerekirse ben öpecekmişim,o da
olmazsa kendisi gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini
Diyafon düğmesinden çeksin dedi”
Allah’ı Unutmak,Fasıklık Ve Nifak
Kadının biri Hasan el-Basrî’ye (rehimehullahu) gelir, «genç bir kızım vardı, öldü, onu rüyamda görmek istiyorum, onu rüyada görmeni sağla-yacak bir dua öğretesin diye sana geldim» der.
Hasan el-Basrî (rehimehullahu) da kadının arzusunu yerine getirir. Ka-dın kızını rüyasında görür ki, aman Allah’ım! Üzerinde katrandan bir el-bise, boynuna bukağu ve ayaklarına prangalar vurulmuş.
Durumu Hasan el-Basrî’ye bildirir, veli de bu hale üzülür.
Aradan zaman geçer, bu defa kızı rüyasında Hasan el-Basrî görür. Kız cennettedir ve başı taçlıdır. Kız «Veli»ye «beni hatırladın mı? Ben sa-na gelerek şöyle şöyle ricada bulunan kadının kızıyım» der.
Hasan el-Basrî «seni gördüğüm duruma getiren sebep nedir» diye sorar. Kız şu cevabı verir, «Adamın biri bizim mezarlığın yanından geçer-ken Peygamber’imize (S.A.S.) bir defa selât-ü selâm getirdi, mezarlıkta azâb çeken beşyüz elli ölü vardık. O adamın selât-selâmı sayesinde —bunlardan azabı kaldırın— diye emir geldi.»
Şimdi düşünelim. Bir adamın Peygamber’imize (S.A.S.) getirdiği se-lât-ü selâm hürmetine o kadar kişi affedilince elli yıllık ömrü boyunca O’na selât-ü selâm getiren kimsenin Kıyamet günü, O’nun şefaatine nail olmaması düşünülebilir mi?
Ulu Allah (C.C.) «o kimseler gibi (yâni münafıklar gibi) olmayın (güna-ha dalmayın) ki, onlar Allah’ı unutmuşlardır (yani Allah’ın emrinden ay-rılarak tersini yapmışlar, dünyalık azgın arzulardan tad almşlar ve onun aldatıcı görüntülerine gönül vermişlerdir).»
Peygamber’imize (S.A.S.) «mümin ve münafık kimdir» diye sormuş-lar, Peygamber’imiz şu cevabı vermiştir:
— Müminin gözü namazda, oruçta olur, münafığın gözü işe —hayvanlarda olduğu gibi-— yemekte, içmekte, ibadet ve namazdan uzak durmakta olur. Mümin, eli vardıkça sadaka verir, Allah’dan günahlarının affedilmesini diler. Münafık ise ihtiras ve boş kuruntular peşindedir. Mü-minin Allah’dan başka hiç bir kimsede umudu olmaz, münafık ise AI-lah’dan başka herkese umut bağlar.
Mümin, dini yerine malını feda eder, münafık ise malı uğruna dinini satar. Mümin Allah’dan başka hiç kimseden korkmaz. Münafık ise Allah-dan başka herkesten çekinir. Mümin iyilik işlemekle birlikte ağlar, mü-nafık ise kötülük işlediği halde güler.
Mümin yalnızlıktan ve kendi başına kalmaktan hoşlanır. Münafık ise girişkenlikten ve kalabalıktan hoşlanır.
Mümin tohum eker, (yapıcı ve üreticidir) kargaşalıktan hoşlanmaz, münafık ise yıkıcıdır, bununla birlikte emeksiz ürün peşindedir. Mümin dininin prensiplerine uygun bir idare uğruna emir verir ve yasaklar ko-yar, düzelticidir. Münafık ise baş olma ihtirası uğruna emirler verir ve yasaklar koyar, yıkıcıdır. Daha doğrusu kötülüğü emrederken iyiliği ve doğruyu yasaklar.»
Nitekim ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor;
— Münafık erkekler de münafık kadınlar da biribirlerinin parçaları-dırlar (hepsi biribirine benzer) Onlar kötülüğü emrederler, iyilikten vaz-geçirmeye çalışırlar. Onlar avuçlarını yumarlar (cimridirler) Onlar Allah’ı unutmuşlardır, Allah da onları unuttu. Hiç şüphesiz münafıklar, fasıkla-rın ta kendileridirler.
Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebediyyen kalmak üzere cehennem ateşini. va’detmiştir. Bu onlara ye-ter. Ayrıca Allah onları rahmetinden kovdu, onlar için tükenmez azap vardır» (23).
Yine ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:
«— Allah münafıklar ile kâfirlerin hepsini (kâfir ve münafık olarak öldükleri takdirde) cehennemde biraraya getirecektir» (24).
Âyet-i celilede münafıkların daha önce zikredilmelerinin sebebi, bun-ların kâfirlerden daha kötü olmaları yüzündedir. Arkasından da her iki zümrenin birlikte varacağı yerin cehennem olduğunu bildirmiştir.
Yine ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:
— Hiç şüphesiz, Münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Onlar için hiç bir kurtarıcı bulamayacaksın» (25).
Münafık kelime manas bakımından «nafik-ul Yerbu» deyiminden tü-remiştir. Tarla faresinin yuvasında karşılıklı iki delik bulunduğu söyle-nir, birine «nafıka» diğerine «kasıa» denir. Tarla faresi birinin ucundan başını gösterir, Öbüründen çıkıp gider.
İşte münafığa o yüzden bu ad takılmıştır. Çünkü kendini müslüman-mış gibi gösterir, öte yandan İslâmdan çıkarak kâfirliğe girer.
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
- Münafık, iki koyun sürüsü arasında gâh sürünün birine, gâh öbü-rüne katılan şaşkın bir koyun gibidir. O bu sürülerin hiç birinde devamlı barınmaz, çünkü her iki sürüye de yabancıdır. Münafık da tıpkı böyledir, ne tamamen müslümanlarla kaynaşabilir ve ne de kâfirlerle.»
Ulu Allah (C.C.) cehennemi yedi kapılı olarak yaratmıştır. Nitekim
«cehennemin yedi kapısı vardır» diye buyuruyor (26)
Bu kapılar, lânetle kaplanmış demirdendir, cehennem duvarlarının dış yüzü bakırdan ve iç yüzü kurşundandır. Tabanında azap ve tavanında öfke ve acımazlık vardır. Zemini cam, kurşun, bakır ve demir karışımıdır. Cehennemlikler üstten, alttan, sağdan ve soldan ateşle kuşatılmışlardır. Birbiri üzerinde duran katlardan meydana gelmiştir. İşte münafık-lar için bu katların en altta olanı ayrılmıştır.
Rivayete göre Cebrail’in (A.S.) gelişlerinden birinde Peygamber’imiz (S.A.S.) O’na «ya Cebrail, bana cehennemi ve onun hararet derecesini tasvir et» der. Cebrail de Peygamber’imizin (S.A.S.) isteği üzerine şun-ları anlatır, «Ulu Allah, cehennem ateşini yarattıktan sonra bin yıl bo-yunca yaktı, sonunda kıpkırmızı oldu. Arkasından bin yıl daha yaktı, ni-hayet ağardı. Daha sonra onu koyu bir kara renge bürününceye kadar bin yıl daha yaktı.
Seni hak dinle Peygamber olarak gönderen Allah adına yemin ede-rim ki, cehennemliklerin üzerlerindeki elbiselerden biri yeryüzü halkına gösterilecek olsa, hepsi ölürlerdi. Yine eğer cehennem içeceğinin bir tek kovası yervüzü sularının tamamına katılsa, tadanlar derhal ölürdü.
Ulu Allah’ın «sonra onu boyu yetmiş arşın zincire vururuz» ayetinde belirttiği zincirden bir arşın kadarı —ki o arşının uzunluğu doğu ile ba-tı arası kadardır— dünya dağlarına düşse, dağlar erirdi. Eğer aranızdan biri cehenneme girdikten sonra çıkarılarak aranıza gönderilse yeryüzün-dekiler, kokusununun keskinliğinden bayılarak ölürlerdi.»
Peygamber’imiz (S.A.S.) Cebrail’in sözünün burasında araya gire-rek «ya Cebrail, bana cehennemin kapılarını tarif et, şu bildiğimiz kapı-lar gibi midirler?» diye sordu.
Cebrail (A.S.) «hayır», Ya Rasulellah fakat birbiri üzerinde katlar ha-lindedirler. Kapıdan kapıya yetmiş yıllık mesafe vardır. Her kapının ısı de-recesi üzerindekinden yetmiş kat fazladır.
Peygamber’imiz (S.A.S.) Cebrail’e bu kapılara tekabül eden katlara kimlerin gireceğini sordu, Cebrail şöyle cevap verdi, «ismi —haviye— olan en alt katın kapısından münafıklar gireceklerdir. Nitekim ulu Allah
«hiç şüphesiz, münafıklar cehennemin en alt katindadırlar» buyuruyor (27) İsmi —cahim— olan ikinci katın kapısından Allah’a ortak koşanlar gireceklerdir. İsmi —Sakar— olan üçüncü katın kapısından yıldızlara ta-pan putperestler (sabiiler) gireceklerdir.
Adı —Lezza— olan dördüncü katın kapısından şeytan ile birlikte ona uyan ateşperestler girecektir Adı —hutame— olan beşinci katın kapı-sından yahudiler gireceklerdir. İsmi – Sair— olan altıncı katın kapısından hristiyanlar gireceklerdir.»
Cebrâil, sözünün burasında susunca Peygamber’imiz (S.A.S.) «hani yedinci katın kapısından girecek olanları söylemedin» diye sordu. Ceb-rail bu soruya Ya Muhammed «onu sorma» diye cevap verdi. Peygam-ber’imiz «söyle» diye ısrar edince Cebrail «yedinci kapıdan da senin üm-metinden tevbesiz ölen büyük günahkârlar gireceklerdir» diye sözünü ta-mamladı. Rivayete göre:
«Hepiniz teker teker oraya (cehenneme) mutlaka gireceksiniz»
mealindeki âyet-i kerime indiği zaman Peygamber’imizin ümmeti hesabı-na duyduğu korku artmış ve hüngür hüngür ağlamıştı (28).
Allah’ı tanıyan, O’nun sillesinin ve hışmının şiddetini bilen kimse O’n-dan olanca derecesi ile korkar. Anlatılan sıkıntılarla henüz karşılaşma-dan, o korkunç ve ürkütücü ev (cehennem) gözü önüne dikilmeden, per-de düşüp intikamı pek çetin olan Allah’ın (C.C.) huzuruna çıkarılmadan ve cehenneme sevkedilmeden kendine ve sapıklıklarına gözyaşı döker.
Orada nice yaşlı kimse «hey gidi yaşlılığım» diye feryad eder, nice genç «eyvah gençliğime» diye bağırır. Nice kadın da «eyvah rezillikleri-me, yazık yırtılan sır perdelerime» diye figan eder. Orada herkesin yüzü ve vücudu kapkaradır, beli bükülecektir.
Ne büyüklere saygı gösterilir, ne de küçüklere acınır, kadınlar çırıl-çıplaktır.
Allah’ım, ey bağışlayıcıların ulusu! Rahmetin sayesinde bizi ateşten ve ateşe yaklaştıracak her türlü kötülükten koru, bizi iyilerle birlikte cen-nete koy.
Allah’ım! Kusurlarımıza göz yum, başırnızdakileri güvenilir kıl. ayak sürçmelerimizden sonra dengeye kavuşmamızı nasib eyle ve huzurunda bizi rezil eyleme, ey merhametlilerin en merhametlisi.
Salât ve selâm Peygamber’imize, O’nun yakınları ile sahabîleri üze-rine olsun.
Anne-Babalara yanlış yaptıran inanışlar
Anne-Babalara yanlış yaptıran inanışlar
Anne-babaları hatalı tutumlara sevk eden bu yanlış inanışlar sizi de yanıltmasın!
1. Anne-baba mükemmel olmalıdır.
Anne-babalar insandır ve her insan gibi hatalar yapabilirler. Önemli olan ise hatalardan ders almak ve yanlış davranışları değiştirmektir. Böyle bir model çocuklara da örnek olacak ve onlar da hata yaparak öğrenecek, davranışlarını hatalarından çıkardığı derslere göre değiştirerek önemli yaşam becerilerini kazanacaklardır.
2. Anne-babalar sürekli kontrolü ellerinde tutmalıdır.
Anlaşmazlık durumlarında son karar yetkisi anne-babada olmalı ancak anne-babanın uygun konularda çocuğa yaşına uygun, güvenli ve kabul edilebilir seçenekler sunması çocuğun karar almayı öğrenmesine yardımcı olacaktır. Yaşına uygun ölçüde karar yetkisi tanınan çocuklar ise anne-babanın kontrolünün azaldığı ergenlik ve yetişkinlik döneminde de daha iyi kararlar almayı başaracaklardır.
3. Çocuğumu üzecek, öfkelendirecek, korkutacak veya beni sevmemesine neden olacak hiçbir şey yapmamalıyım.
Çocukların bu “negatif” ancak son derece gerekli duyguları yaşamasını izlemek anne-baba için kolay değildir. Ancak çocukların tüm duyguların normal ve anlamlı olduğunu öğrenmeleri gerekir. Gerilimle baş etmek, hazzı erteleyebilmek, üzüntüye katlanabilmek, isteklerin her zaman yerine gelmeyebileceğini bilmek ve duygularını uygun biçimlerde ifade edebilmeyi öğrenmek tüm yaşam boyu lazım olacak vasıflardır. Anne-babanın görevi çocuğun olumsuz duygular yaşamasını mutlak surette önlemek değil, onu dinleyerek ve ona dikkat göstererek duygularını ifade etmesine yardımcı olmaktır
4. Bu sadece bir aşama. Zamanla çocuğum bunları atlatacak.
Büyüme ve gelişim aşamaları çok önemlidir. Büyümenin her bir aşamasında çocuklar bir sonraki aşama için hayati önem taşıyan yeni şeyler öğrenirler. Ancak herhangi bir gelişimin o gelişim için normal kabul edilen yaş aralığında gerçekleşmemesi durumunda, “aşamanın” kendiliğinden geçmesini beklemek bazen önemli zamanların yitirilmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun gelişimi ile ilgili herhangi bir kaygı duyulması durumunda bir uzmana danışarak önemli bir sorunun olmadığının teyit edilmesi ya da bir sorunun varlığı durumunda gereken müdahalelerin zaman kaybedilmeden yapılması gerekir.
5. Ne kadar çok oyuncağı olursa o kadar iyi olur.
Genellikle en fazla oyuncağa sahip çocuklar en fazla sıkılan ve oyuncakların çoğuna yönelik ilgisi ve verdiği değer azalmış çocuklardır. Anne-baba çocuğun özgüveni için son moda oyuncaklara sahip olması gerektiği duygusuna kapılabilir ancak çocuğun taşlar, çam kozalakları, kutular, kağıtlar ve benzerleri ile oynayarak hayal gücünü kullanması aslında onun hem özgüveni hem de gelişimi açısından çok daha yararlıdır.
6. Benim çocuğum çok fazla televizyon izlemiyor.
Uzmanlar 2 yaşından küçük çocukların hiç televizyon izlememesini, okul öncesi dönemdeki çocukların ekran başında geçirdiği sürenin (bilgisayar ve video oyunları da buna dahil) günde en fazla 1-2 saati ve daha büyük çocukların günde en fazla 2 saati aşmaması gerektiğini vurguluyorlar. Çok fazla televizyon izlemek çocuğun hayal gücünü, motivasyonunu, mantık yürütmesini ve dikkat yelpazesini daraltıyor. Günümüzde okulla ilgili sorunlar ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu vakalarındaki artışın aşırı televizyon izlemekle bağlantılı olabileceği dahi düşünülüyor.
aile.org





